Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun imzası ile 28 Ocak 2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na sunulan “Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Kanunu Tasarısı” nın kanunlaşmadan önceki tartışmaları, kanunlaşma sürecinden sonra da devam etmektedir.
Söz konusu kanun ile ilgili birçok kesimden farklı görüşler ortaya atılmıştır. Bu yazının amacı; büyük önem arz eden “Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu”nun kuruluşuna ilişkin gerek siyasi iktidar gerek muhalefet partileri ve gerekse de sivil toplum örgütlerinin görüş ve eleştirilerini bir araya getirmektir.

Özetle Kanun Gerekçesi
Kanunda esas alınan ulusal/uluslararası temel metinler şu şekilde sıralanmıştır: AİHS, BM Genel Kurulu 20/12/1993 tarih 48/134 sayılı kararı, Anayasa madde 10, Kendi Namına Çalışan Kadın ve Erkeklere Eşit Muamele Direktifi (1986/613/EC), Hamilelik Direktifi (1992/85/EC), Ebeveyn İzni Direktifi (1996/34/EC), Yarı Zamanlı İş Akdi İle Çalışanlar Direktifi (1997/70/EC), İstihdam ve Meslek Sahibi Olma Konularında Erkek ile Kadınlara Eşit Fırsatlar Tanınması ve Eşit Muamelede Bulunulması İlkelerinin Uygulanmasına Dair Direktif (2006/54/EC), Irk ve Etnik Kökene Bakılmaksızın Kişilere Eşit Muamelede Bulunulması İlkesinin Uygulanmasına İlişkin Direktif (2000/43/EC), İstihdam ve İş Konusunda Eşit Muamele İçin Bir Genel Çerçeve Oluşturulmasına İlişkin Direktif (2000/78/EC)
Bakanlar Kurulu; Kurumun şu ihtiyaç ve beklentilerin karşılanmasını hedeflendiği belirtilmiştir;
1-      Mevcut Türkiye İnsan Hakları Kurumu’nun kurumsal kapasitesinin güçlendirilerek etkinliğinin artırılması,
2-     Ayrımcılık yasağı ve eşit muamele ile ilgili temel yasal çerçevenin ve kurumsal yapının düzenlenmesi,
3-     İşkence ve kötü muameleye karşı ulusal önleme mekanizmasının etkinliğinin ve işlerliğinin artırılması
Yine kanun metni incelendiğinden Ayrımcılık konusuna ağırlık verildiği anlaşılmaktadır. Kanun Gerekçesinde şu ifadeler yer almaktadır; “Tasarı ile, ayrımcılığın temelleri, türleri, kapsamı ve istisnaları AB müktesebatına ve Avrupa Konseyi belgelerine uyumlu olarak düzenlenmektedir. Ayrımcılığın konusu, “hukuken tanınmış hak ve hürriyetlerden yararlanma” olarak belirlenirken, ayrımcılığın temelleri de “cinsiyet, ırk, renk, dil, din, inanç, felsefi ve siyasi görüş, etnik köken, servet, doğum, medeni hal, sağlık durumu, engellilik, yaş” şeklinde düzenlenmekte, böylece hak ve hürriyetlerden yararlanmayı sayılan temellere dayalı bir davranış ve uygulama ile hukuka aykırı şekilde engellemenin ayrımcılık oluşturacağı hükme bağlanmaktadır.”
Yine tasarıda Kanun’un üç ana işlevi aynı anda üstlenecek bir modeli içerdiğinden bahsedilerek bu ana işlevler şu şekilde sıralanmıştır;
1-      İnsan Haklarının Korunması
2-     Ayrımcılıkla Mücadele
3-     İşkence ve Kötü Muameleye karşı ulusal önleme mekanizması görevi
 ELEŞTİRİLER
Komisyon Tartışmaları:
Yasa metnine ilişkin Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Kamosiyonu’nda Kamu Denetçiliği Kurumu’nun komisyon görüşmeleri sırasında koyduğu olumsuz görüşler şu şekildedir:
“- Tasarıda öngörülen yapıda TİHEK ile Kamu Denetçiliği Kurumu’nun (KDK) görev ve yetki alanlarında çakışma olmaktadır. Ayrımcılıkla mücadeleye ilişkin yetkilerin KDK’ya verilmesi ve Tasarıda bu yönde değişiklik yapılmasının uygun olacağı düşünülmektedir.
- Fransa, Finlandiya, Norveç, İsveç gibi pek çok Avrupa ülkesinde ayrımcılıkla mücadele konusundaki yetkiler Kamu Denetçiliği Kurumuna verilmiştir.
- Bir diğer uygulamada ise, Avusturya, Danimarka ve Makedonya gibi ülkelerde ayrımcılıkla mücadele için ayrı bir kurum kurulmuş olsa bile, vatandaşların kamu idarelerinin ayrımcı uygulamalarına karşı KDK’ya başvurmaları düzenlenmiştir.
-Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nin 2013 yılında yayımlanan “Avrupa’da Ombudsmanlığın Güçlendirilmesi Raporu”nda, KDK gibi insan haklarını koruma kurumlarının sayılarının çok gerekli olmadıkça artırılmaması gerektiği, aksi hâlde vatandaşlar açısından karmaşa yaşanacağı ve KDK’nın olumsuz etkileneceği belirtilmektedir.
- Dünya örnekleri incelendiğinde insan haklarını koruma ve ayrımcılıkla mücadele kurumlarının bağımsız bir hüviyete sahip olduğu görülmektedir. Bu kurumlar, bağımsız olabilmeleri için parlamentoya bağlı olarak tasarlanmalıdır. Tasarıda ise Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurulunu teşkil edecek 11 üyenin 8’inin Bakanlar Kurulu, 3’ünün ise Cumhurbaşkanı tarafından seçileceği düzenlenmektedir. KDK’ya bakıldığında ise Kamu Başdenetçisi TBMM Genel Kurulu; Kamu Denetçileri ise TBMM İnsan Haklarını İnceleme ile Dilekçe Komisyonu’ndan teşekkül eden Karma Komisyon tarafından seçilmektedir.
- Tasarıda öngörülen Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurulu en az yedi üyeyle toplanıp karar alabilecektir. Oysa KDK’da Kamu Baş Denetçisi ile Kamu Denetçileri tek başına çalışmaktadır. Bu bağlamda KDK, ihlalleri inceleme açısından daha pratik bir yapıdır.
- Tasarının 7’nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin kadına karşı ayrımcılık yaratma riski nedeniyle madde metninden çıkarılması uygun olacaktır. Ayrıca, Tasanda ‘pozitif ayrımcılık’ tanımlanmamaktadır.
- Tasarı ile TİHEK’te 6 psikolog ve 10 sosyal hizmet uzmanı kadrosu ihdas edilmesi olumludur.

Komisyon üyelerinin bir kısmı tarafından Tasarı hakkında dile getirilen olumsuz hususlar şunlardır:
- Tasarının hazırlanma sürecinde insan hakları örgütleri ve kadın hakları alanında çalışan sivil toplum örgütleri ile istişare edilmemiştir.
- Tasarının gerekçesinde atıf yapılan AB belgeleri ile uluslararası anlaşmalarda ‘cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği’ yer aldığı halde, bunlar Tasarıda yasaklanan ayrımcılık temelleri arasında yer almamaktadır.
- Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurulu üyelerinin Bakanlar Kurulu ve Cumhurbaşkanı tarafından atanması TİHEK’in bağımsızlığına gölge düşürmektedir. Mevcut durumda, Türkiye İnsan Hakları Kurulu üyelerinden biri barolar tarafından, bir üye de öğretim üyeleri arasından Yükseköğretim Kurulu tarafından seçilmekteydi. Mevcut Tasarı ile tüm üyeler yürütme erki tarafından seçilmektedir. Bu da Paris Prensipleri ile çelişmektedir.
- Tasarının ayrımcılık iddiasının ileri sürülemeyeceği halleri düzenleyen 7’nci maddesi Tasarıyı işlevsiz hâle getirebilecek genişliktedir. Aynı maddenin birinci fıkrasının (a) bendi İş Kanunu’nda öngörülen istisnadan bile daha kapsamlı bir hâldedir.
- Aynı maddenin birinci fıkrasının (b) bendi madde metninden çıkarılmalıdır. İş Kanunu’nda hâlihazırda kadının çalıştırılamayacağı yerler sayılmıştır. Tasarıda yer alan hüküm İş Kanunu’nda sayılan alanları genişletmeye imkân tanımaktadır.
- TİHEK Tasarıda öngörüldüğü gibi sadece insan hakları ve eşitlik müfredatına katkı yapmamalı, tüm eğitim öğretim müfredatını ayrımcılık ve eşitlik bakış açısıyla gözden geçirebilmelidir.
- Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurulu üyelerinin seçimine kadın kotası getirilmeli ve Kurulun en az yarısının kadınlardan oluşmasına yönelik bir düzenleme yapılmalıdır.
- Bazı Avrupa ülkelerinde bu tarz kurulların üyeleri yürütme erki tarafından seçilse bile, Kurul üyelerinin seçiminde evrensel hukuk ilkeleri esas alınmalıdır.
- Kurul üyelerinin seçiminde TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, TBMM’de grubu bulunan siyasi partiler de söz sahibi olmalıdır. Yargıtay, Danıştay, Türkiye Barolar Birliği, Türkiye Mühendis ve Mimar Odaları Birliği, sendikalar, ayrımcılık çalışan öğretim üyeleri ve sivil toplum kuruluşlarından temsilciler de seçilebilmelidir.
- Sendika, meslek örgütleri ve sivil toplum kuruluşu temsilcilerinden oluşacak “Eşitlik Danışma Kurulu” gibi bir yapı oluşturularak TİHEK’in denetlenmesinden sorumlu olmalıdır.
İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’nda yapılan tartışmalarda Sivil Toplum Örgütleri temsilcileri tarafından şu görüşlere yer verilmiştir,
- Tasarının hazırlanması aşamasında farklı toplumsal grupların görüşlerinin alınmadığı,
- 6332 sayılı Türkiye İnsan Hakları Kurumu Kanunu’nun yapısal ve mali bağımsızlığı güvence altına almadığı için Avrupa Konseyi ve Birleşmiş Milletler tarafından eleştirildiği, buna karşılık Tasarı ile kurulmak istenen yeni Kurumun görev ve yetkiler, üye seçimi ve üyelik kriterleri ile mali işler alanlarında 6332 sayılı Kanun’dan daha geri olduğu,
- Üç değişik fonksiyonu bir arada yerine getirecek bir kurum oluşturmak yerine, ayrı ayrı kurumların oluşturulması gerektiği, uluslararası alanda da sözleşmelerin ayrı olduğu ve bu sözleşmeler doğrultusunda ihtisaslaşmış ayrı izleme komiteleri kurulduğu,
- Türkiye İnsan Hakları Kurumu, Kamu Denetçiliği Kurumu ve TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonuna yapılan başvuru sayısının nüfusa oranla az olduğu, insanların başvuru yaparken öncelikle Kuruma güvenmeleri gerektiği ve bunun için Kurumun bağımsızlığının sağlanması gerektiği,
- Başkanın, ikinci başkanın ve başkan yardımcılarının Hükümet tarafından atanmasının ve bütçe bağımsızlığının olmamasının Paris İlkeleri ile çeliştiği,
- Üye seçimi Avrupa ülkelerine benzer olsa da ülkemizin kendine özgü durumlarının dikkate alınması gerektiği,
- Kurul üyeliği için farklı toplumsal kesimlerin temsilcilerinin önereceği adaylar arasından seçim yapılması gerektiği, bununla birlikte 10 yıl çalışmış olma şartının çoğulculuk ilkesini zedeleyecek bir kriter olduğu,
- Üye adaylarının öncelikle İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunda dinlenerek, insan haklarıyla ilgili tutumlarının detaylıca araştırılması gerektiği,
- Tasarının ayrımcılıkla mücadeleye ilişkin hükümlerinin, hazırlanan önceki taslaklara kıyasla yetersiz olduğu ve özellikle ayrımcılık temelleri bağlamında BM Irk Ayrımcılığı Komitesine hükümetin verdiği taahhütleri karşılamayacağı,
- Tasarının yalnızca istihdamda ayrımcılığı ayrıntılı olarak düzenlediği ancak diğer sektörlere değinmediği,
- İş Kanunu’nun 5. maddesinde düzenlenen “eşit davranma ilkesi”nin Tasarıdaki düzenlemeden daha geniş olduğu,
- Kurumun para cezası verme yetkisinin yanında İş Kanunu gereği iş müfettişleri tarafından ayrımcılık yasağına uymayan işverenlere para cezası uygulanabileceği, bunun da mükerrer bir uygulama doğurabileceği,
- Tasarının göçmen işçilerle ilgili hüküm içermediği,
- Kurumun görevleri düşünüldüğünde personel sayısının yetersiz olacağı, görüşleri Komisyona sunulmuştur.
Bu görüşlere karşın Hükümet Temsilcisi cevaben;
- Tasarı hazırlanırken daha önce çalışılan taslakların, AB Müktesebatının, Paris İlkeleri’nin ve Avrupa ülkelerinden Fransa, Almanya, İngiltere, Hollanda ve İsveç’in değerlendirmeye alındığı, - İngiltere, Fransa ve Hollanda’nın ayrımcılık ve insan hakları konularının aynı kurum altında olmasının önemine vurgu yaptığı, bu durumun kuruma esneklik sağlayacağı ve kurumsallaşmasını güçlendireceği,
- Hollanda, Fransa ve İngiltere’de de olduğu gibi genel olarak kurul üyelerinin siyasi otoritelerce atandığı ama burada önemli olanın işlevsel bağımsızlık olduğu,
- Tasarıda; insan hakları savunuculuğu meslekten bağımsız olduğu için seçim kriteri olarak meslek gruplarının özellikle yazılmadığı, on yıl çalışma kriterinin ise tecrübe açısından getirildiği,
- Sözleşmeli personel sayısının artırılabileceği, hususlarının altını çizmiştir.

Türkiye Barolar Birliği Sessiz
Söz konusu Kurulun teşkilinde sadece Yürütme erkinin (Cumhurbaşkanı 3 ve Bakanlar Kurulu 8 Toplam 11) nin üye belirleyebilmesi birçok tartışmayı ve kurumun samimiyetine olan güvensizliği ardından getirdi. Ancak en çok dikkat çeken ise daha önce Türkiye İnsan Hakları Kurumu’na üye veren Türkiye Barolar Birliği’nin, Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu’na üye veremeyecek olmasına rağmen bu duruma herhangi bir tepki vermemesidir.
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.