ÖZEL HABER:
'Tokmağın adaleti yoktur'
 - Hukuk fakültelerinde kaliteli hukukçu yetiştirmek için neler yapılmalı?

Prof. Dr. Muharrem KılıçKuşkusuz kaliteli hukukçu yetiştireme sorununun odak noktasını, hukuk eğitimi meselesi oluşturmaktadır. Hukuk eğitiminin hem akademik boyutu ve hem de öğretim süreçleri açısından yetkin biçimde planlanması ve uygulanması kaliteli hukukçu profilinin ortaya çıkması adına hayati önemi haizdir.

Eğitim-öğretim süreçleri, akademik insan kaynağının yeterliliğinden tutun da ders müfredatlarına kadar bir çok boyutu ile ele alınmayı gerekli kılmaktadır. Hem kuramsal bilgi ve derinlik ve hem de pratik beceri noktasında yetkin hukukçular yetiştirebilmenin imkanını var edebilecek bir hukuk öğretimi tasarımı çok boyutlu sistematik bir düşünme zeminini gerektirmektedir.

Bu meyanda öncelikle akademik insan kaynağı sorunu gündeme gelmektedir. Zira Türkiye’de hukuk fakültelerinde kaliteli eğitimin önündeki en somut engel, akademik insan kaynağındaki yetersizlik ve öğretim elemanı dağılımındaki dengesizliklerdir. Bu bakımdan doktorasını tamamlamış öğretim elemanı sayısının arttırılması gerekmektedir. Doktora programlarının açılabilmesi için belirli sayıda ve unvanda öğretim üyesi koşulu, öğretimin kalitesini güvence altına almak adına önem arz etmektedir.

"Sorun, yalnızca teorik ve/ya pratik bilgi ve beceri eksikliği değil" 

Bunun dışında, eğitim-öğretim süreçlerinin müfredat içerikleri, öğretim metodolojileri, hukuk öğrencisine kazandırılmak istenen bilgi, beceri ve yetkinlikler açısından yeniden planlanması gerekmektedir.

Zira, cari hukuk eğitiminin çıktıları açısından yapılan değerlendirme pek iç açıcı bir tablo ortaya çıkarmamaktadır. Bu tabloda sorun, yalnızca teorik ve/ya pratik bilgi ve beceri eksikliği değil, daha temelde hukukun özsel değeri olan adalet idealitesinin içselleştirilmesi anlamında bir yoksunluk olarak karşımıza çıkmaktadır.

Hangi hukuk mesleği ya da kariyere sahip olursa olsun bir hukukçu, adalet değerini varoluşsal bir kimlik olarak ete kemiğe büründürmelidir. Bu yönüyle hukuk eğitimi özünde, bir değerler eğitimi olarak tanımlanmalıdır. Eğitim-öğretim süreçleri bütün unsurları ve aktörleri ile bu eksende kurgulanmalıdır.

- Yargıya güvenin az olduğu söyleniyor. Yargıya güveni artırmak için eğitim sisteminde ne gibi yenilikler yapılmalı?

"Yargının sembolü adalet idealitesini temsil eden terazi olmalıdır"

Prof. Dr. Muharrem Kılıç: Toplumda yargıya yönelik algıyı belirleyen faktör adalet ihtiyacının giderilme düzeyidir. İnsanların yargıyı zihinlerinde nasıl kodladıkları önemlidir. Gazetelere, internetteki haber sitelerine bakalım. Günümüzde yargı ile ilgili haberlerde kullanılan mutat görsel nedir? Maalesef hakim tokmağıdır. İnsanlar için artık yargının sembolü tokmak olmuştur. Halbuki yargının sembolü adalet idealitesini temsil eden terazi olmalıdır.

"Tokmağın adaleti yoktur"

İnsanlara yargı dediğimizde akıllarına teraziden önce tokmak geliyorsa o toplumda bir adalet sorunu var demektir. Çünkü tokmağın adaleti yoktur, kim eline alırsa karşısındakine zarar vermek için onu kullanır. Oysa terazi kimin elinde olursa olsun adil tartar. Bu adalet sorununu aşmak hukukçuları adalete hizmet bilinciyle, görev bilinciyle yetiştirmekle mümkündür.

- Hukuk fakültelerinin 5 yıla çıkarılması uzun yıllardır gündemde olan bir durum. 5 yıla çıkartılması öncesinde nasıl bir yol izlenmeli? Sürenin uzatılmasıyla daha donanımlı hukukçuların yetiştirilmesi mümkün mü?

"Anayasal sorunları, anayasa metinleri ile çözemeyiz"

Prof. Dr. Muharrem Kılıç: Sürenin uzunluğu veya kısalığından evvel bu sürenin verimli kullanılıp kullanılmadığının tartışılmasında yarar vardır. Hukuk öğretimine ilişkin zihniyet değişmediği takdirde sürenin beş veya altı yıla çıkarılmasının beklenen yararı sağlayabileceği şüphelidir. Aynı şeyleri dört yıl değil beş yıl yapmış olmak sonucu değiştirmez. Einstein’ın da belirttiği üzere; sorunları, onları yarattığımız bakış açısından bakarak çözemeyiz. Bu demektir ki; ceza hukukunun sorunlarını ceza kanunları ile çözemeyiz, ticaret hukukunun sorunlarını ticaret kanunlarıyla çözemeyiz. Anayasal sorunları, anayasa metinleri ile çözemeyiz. Bu yüzden pozitif hukukçu öğretim elemanlarının kendi spesifik alanını kuramsal alanlar ile boyutlandırmaları gerekmektedir.

"Yaşayan hukuk ön plana alınabilir"

Eklenecek olan bir yıl, hukukçuların hukukun düşünsel ve toplumsal boyutlarını kavramalarına, kendilerini ve toplumlarını tanımalarına hizmet edecek şekilde kurgulanacaksa böyle bir düzenleme olumlu olabilir. Örneğin bu süre içerisinde hukukun uygulama alanına yönelik tecrübelerin arttırılmasını sağlayacak çalışmalar yapılabilir. Yaşayan hukuk ön plana alınabilir.

Öğrencilerin hukuku kitaplardan okuması yeterli değildir, öğrencilerin hukukun hayatını ilk elden gözlemleyebileceği mekanizmalar oluşturulmalıdır. Katılımcı hukuk öğretimi geliştirilmeli, bu kapsamda öğrencilerin adliyelerde ve hukuk bürolarında ve hatta tapu dairelerinde, şirketlerin yönetim dairelerinde, noterlerde, arabuluculuk faaliyetlerinde katılımlı gözlem yapmaları sağlanmalıdır. Aksi halde bugünkü anlayışla yaptıklarımızı bir yıl daha uzun süreyle yapmak öğrencileri bir yıl daha bekletmenin ötesinde bir anlam ifade etmeyecektir.

Meryem KARADAĞ / Hukuk Ajansı
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner93

Artan kadın cinayetleri ve 'Haksız Tahrik'...
Artan kadın cinayetleri ve sanıklara verilen cezalar... Son olarak Giresun'da kadın cinayeti işleyen bir kişiye...

Haberi Oku