ÖZEL HABER:
Tahliye kararları ve Reddi hakim talebi
 - İstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesi'nin verdiği tahliye kararları ve sonrasında gelişen olaylar iki hakimin tutuklanmasıyla son buldu. Bu olayları değerlendirir misiniz?
 
Avukat Hüseyin ERSÖZ: Dava dosyasıyla ilgili her iki taraf da "manipülatif " bilgiler servis ettiğinden olayların hukuki yorumunu yapmak da bir o kadar zorlaşıyor. Öyle ki başlangıçta vakıf olmadığımız bilgiler çerçevesinde şekli hukuk açısından hukuka uygun görünen bir karar, ayrıntılara hakim olduğunuzda başka bir boyut kazanıyor. Bu sebeplerden kararları iki açıdan değerlendirmek gerekiyor.
 
Birincisi Asliye Ceza Mahkemesi'nin reddi hakim talepleri konusunda bir yetkisinin olup - olmadığı konusu. Sulh Ceza Hakimliklerinin tamamının reddedildiği bir durumda Asliye Ceza Mahkemesi'nin böyle bir yetkisinin olduğu Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 27/2. Maddesinde düzenlenmiş. Bu aslında Sulh Ceza Hakimlikleri kurulurken gözden kaçmış bir madde. Öyle ki Hakimliklerin kararlarına karşı itiraz yöntemi düzenlenirken, sıra olarak takip eden Sulh Ceza Hakimliği tarafından itirazın karara bağlanacağı belirtilmiş. Ancak Yasa değişikliği yapılırken Reddi Hakim konusu atlanmış ve Sanık Müdafileri de bu yolu kullanmış. Ancak Reddi Hakim talebinde usule uyulmadığı da açık.
 
Kanuna göre Reddi Hakim talebinin, tarafsızlığından kuşku duyulan Hakimin görevliği olduğu Hakimliğe verilmesi ve bu taleple ilgili öncelikle o Hakimin bir karar vermesi gerekiyor. Ancak sürecin bu şekilde işlemediğini, İstanbul 29. Asliye Ceza Mahkemesi Hakimi Metin Özçelik'in usule aykırı olarak reddi hakim dilekçelerini kabul ettiğini biliyoruz. Bu durumda dilekçelerin yetkili merciiye yani reddedilen Hakimlerin görev yaptığı Sulh Ceza Hakimliklerine gönderilmesi gerekirken bunun yapılmaması Kanuna aykırılık oluşturuyor.
 
İrdelenmesi gereken ikinci konu ise -biran için Kanuna uygun olduğunu farz ettiğimiz- Reddi Hakim talebi kabul edildikten sonra Hakim Metin Özçelik'in, İstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesi Hakimi Mustafa Başer'i atamasının ne ölçüde hukuka uygun olduğu.
 
Bu hususta iki farklı görüş var. Birinci görüş Hakim Metin Özçelik'in böyle bir yetkisinin olmadığını ve yetkinin İlk Derece Adalet Komisyonu'na ait olduğu yönünde. Çağlayan Adliyesi'nde eskiden beri uygulamanın bu şekilde olduğu biliniyor. İkinci görüş ise Kanunun 27/4. Maddesinde, Hakimin başka bir Hakimi "Sulh Ceza Hakimi olarak" görevlendirebileceğini söylüyor. Öyle ki Anadolu'nun birçok ilinde uygulama bu şekilde.
 
Hangi görüşü savunursanız savunun ortada olan gerçek, İstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından verilmiş bir tahliye kararı bulunduğu noktasında düğümleniyor. Bu sebepten tahliye kararının yok hükmünde kabul edilmesini doğru bulmuyorum. Yapılması gereken, Hakim Mustafa Başer tarafından verilen tahliye kararına Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde itiraz etmek ve bu kararı Ağır Ceza Mahkemesi Heyetine bırakmak olmalıydı.
 
Mahkeme kararlarını yok hükmünde kabul etmek, Hukuk Devleti İlkesi ve idarenin denetlenebilirliği noktasında bizi istenmeyen noktalara götürebilir.
 
Reddi Hakim dilekçelerinin verilmesi için tutuklanan Hakimlerin nöbetçi olduğu tarihlerin beklendiği, tarafsız olmadıkları ve diğer konularda bir bütün içinde değerlendirilmeli. Bu değerlendirmelerin yargılama sürecinin taraflarınca yapılması daha uygun olacaktır.

- Hakimlerin tutuklanmasını doğru buluyor musunuz? Kanunlara göre hangi durumlarda hakimler gözaltına alınabilir ya da tutuklanabilir?
 
Avukat Hüseyin ERSÖZ: Toplumda infial uyandıracak ve genel tehlike oluşturacak durumlar dışında, tutuklama kurumuna karşıyım. Hakimler hakkında verilmiş olan tutuklama kararının ise usule uygunluk ve gerekçe yönlerinden tartışılması gerektiğini düşünüyorum.
 
Öncelikle, Hakimler ve Savcılar Kanununda, Hakimlerin işledikleri suçlar açısından "görev suçu" ve "kişisel suç" ayrımı yapıldığı görülüyor. Kanunun 85. Maddesinde tutuklama kararını verecek Mahkeme, "son soruşturma açılmasına karar vermeye yetkili mercii" olarak ifade edilmiş. Birinci Sınıfa Ayrılmış Hakimler açısından bu yetkinin Yargıtay İlgili Ceza Dairesi'nde olduğu söylenebilir. Ancak Kanunun 93. Maddesinde kişisel suçlarla ilgili olarak bu yetkinin en yakın Ağır Ceza Mahkemesi'nde olduğu belirtilmiş. Metin Özçelik ve Mustafa Başer hakkındaki tutuklama kararının Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilmesi sebebiyle, işledikleri iddia olunan suçların "kişisel suç" olarak nitelendirildiği anlaşılıyor. Öyle ki tutuklanan Hakimlere "örgüt üyesi olmak" suçlamasının yöneltildiğini biliyoruz.
 
Bu Hakimlerin tutuklanmasını gerektirecek yeterli delil olup - olmadığı yani gerekçe meselesi ise başka bir tartışma. Hakim Mustafa Başer'in Mahkeme sorgusundan okuyabildiğim kadarıyla, dosyada bazı tanık beyanlarının ve görüntü çözümlerinin olduğu anlaşılıyor. Tutuklanan Hakimin, görevli olduğu Mahkemedeki Yazı İşleri Müdürü ve Zabıt Katipleri hakkında suç duyurusunda bulunması da önemli bir ayrıntı oluşturuyor. Ancak tüm bu delilleri değerlendirmek şüphesiz yetkili mercilere ait.
 
Genel itibariyle Hakimler hakkında tutuklama tedbiri uygulanmasının, Mahkemelerin işleyişi ve Hakimlik mesleğinin tarafsızlığı hususlarında sıkıntı doğurabileceği düşüncesindeyim. Bu sebepten HSYK tarafından uygulanan idari tedbir dışında Hakimler hakkında özgürlük kısıtlayıcı bir tedbire başvurulmasını yanlış buluyorum.
 
Delillere ve tüm sürece vakıf olan yargılamanın taraflarının, kamuoyunu bilgilendirmeleri ve aşamaların şeffaf bir şekilde ilerlemesinin sağlanması, tartışmanın soruşturma konusu olaydan başka noktalara çekilmesini engelleyecektir.

- Gelinen aşamada hakimlerin tutuklanmasını yargıya olan güven, yargı bağımsızlığı ve yargı tarafsızlığı açısından değerlendirir misiniz?
 
Avukat Hüseyin ERSÖZ: Hakimlerin tutuklanmasının yargı bağımsızlığı ve Hakimlerin tarafsızlığı algısına etkisi büyük olacaktır. Ancak sadece bu konu değil, 2010 referandumu sonrasında yaşanan ve Özel Yetkili Mahkemelerin karar ve uygulamalarıyla şekillenen süreçte iki temel ilkeye zarar veren çok gelişme yaşandığının da altını çizmek gerekiyor. Avukatların ve vatandaşın, kürsüdeki Hakim ve Savcılara baktığında "Cemaatçi mi" yoksa "Ak Partili mi?" düşündüğü ortamda yargıya nasıl güven duyulabilir ki? Bunda her iki tarafın da sorumluluğunun olduğu açık.

- Ergenekon Davası'nda Tuncay Özkan ve emekli Albay Levent Göktaş'ın avukatlığını yaptığınız dönemde Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Başkanlığı'na Ergenekon Davası'na bakan hakimleri ve duruşma savcısını şikayet etmiştiniz. Şikayet dilekçesinde,  Ergenekon Davası'na bakan mahkeme başkanı Hasan Hüseyin Özese, üye hakimler ile duruşma savcıları hakkında soruşturma başlatılmasını talep etmiştiniz. O zaman ki gerekçeniz neydi? 

Avukat Hüseyin ERSÖZ: Ergenekon Davası'nda görev alan Hakim ve Savcılar hakkındaki şikayetlerimiz, yargılamanın geneline yayılan ve "sistematik" hale gelen hukuka aykırı karar ve uygulamalara dayanmaktaydı. Bunlar arasında duruşma salonunda tavandan sarkıtılan mikrofonlarla yasadışı ses kaydı yapılması, savunma evraklarının Kanuna aykırı olarak mübaşir ve jandarmanın denetime tabi tutulması, Savunma Hakkı'nı ihlal edecek ölçüde konuşma sürelerinin kısıtlanması, yetkisiz olarak tutukluluk halinin devamı kararı verilmesi, bazı delillerin Savunma Makamından gizlenmesi, internetteki yasa dışı ses kayıtlarının çözümünün yaptırılarak dava dosyasına dahil edilmesi ve gerekçeli kararın Özgürlük Hakkı'nı ihlal edecek şekilde 8 ay süreyle yazılmaması gibi birçok hukuka aykırı karar ve uygulama bulunmakta. Bu şikayetlerimizle ilgili müfettiş incelemesi halen devam etmekte.

- Geçmişte yaşanmış olan ve son zamanlarda yaşanan olayların ışığında artık "göreceli" bir adalet yapısı olduğunu söyleyebilir misiniz?
 
Avukat Hüseyin ERSÖZ: Son 10 yılda Adalet Sistemimizdeki yapısal sıkıntılara bir de "zihniyet sorunu" eklenmiş durumda. Her dönem belli odakların yargıdaki güç dengesini kendinden yana değiştirmek gayretine şahit olunmuştur. Ancak hiçbir dönem böylesine bir kavga yaşanmamıştı. Ergenekon, Balyoz ve KCK gibi siyasi yargılama süreçlerinde yaşanan hukuka aykırılıklar ve toplumsal hayatı dizayn etme gayreti ne yazık ki bizi bu noktaya getirdi.
 
Hakimler Metin Özçelik ve Mustafa Başer de dahil olmak üzere siyasi yargılama süreçlerinde görev alan yargı mensupları ve politikacılar, içinde bulunduğumuz durumun sorumlularıdır. Sorduğunuz "görece" adalet algısı ancak eşit, tarafsız ve evrensel hukuk ilkelerinin uygulayıcısı Hakimlerin kararlarıyla ortadan kaldırılabilir.


Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner93

Artan kadın cinayetleri ve 'Haksız Tahrik'...
Artan kadın cinayetleri ve sanıklara verilen cezalar... Son olarak Giresun'da kadın cinayeti işleyen bir kişiye...

Haberi Oku