Milleti ve devleti adına fedakârca gerekirse cansiperane çalışan, gayretli basiretli ve öngörüsü yüksek karizmatik siyasi liderlere sahip olmak her ülke adına bir şanstır. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu lideri Atatürk’ten başlayarak demokrasi şehitlerimiz, Menderes, Özal ve Cumhurbaşkanı Erdoğan ile devam eden süreçlerde Türkiye, tam da böylesine bir siyasi döngüye girdi ve yaşamaya devam ediyor. Halkın iradesini doğrudan siyasete yansıtan  demokratik mekanizmalar ülkemiz adına vizyon ve özgüven sahibi güçlü siyasi liderleri ortaya çıkarttı. Bilhassa 2003 yılından günümüze, demokratik hayatımızda yaşanan reform niteliğinde yenilikler, gerek dış politikada gerekse güvenlik ve savunma alanlarında ‘Tam Bağımsız Türkiye’ Jargonunun içini dolduracak pozitif gelişmeler, ülkemizin bölgesinde ve dünyada aktör ülkeler seviyesine erişmesini mümkün kılıyor.

Baba Bush’tan Özal’a: Musul-Kerkük sizin hakkınız

25 Eylül’de IKBY’nin yasadışı bağımsızlık referandumuyla gündeme gelen Kerkük ve Musul konusu ve PKK-PEŞMERGE sorunu 1990'lı yıllarda da Türkiye’yi meşgul eden önemli konulardan biriydi. Dönemin 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’la ABD Başkanı baba Bush arasında 1’nci Körfez Savaşı döneminde  Musul ve Kerkük ile ilgili olarak gizli bir anlaşma yapılmıştı. Anlaşmaya göre Kuzey cephesini Türkiye sağlamlaştıracaktı. ABD ise güneyden Irak’a girecekti. Görüşmede Amerika’nın Irak’ı işgal etmesinin kesinlik kazandığını anlayan Özal'ın, Misak-ı Millî sınırlarımız içinde bulunan Musul ve Kerkük’e Türkiye’nin müdahale hakkını dile getirmesi üzerine Bush, Özal’a ‘Musul ve Kerkük’ sizin hakkınız demişti. Ancak Özal, baba Bush’a sunduğu teklifin tartışılmadan kabul edilmesinden hiç şüphe duymamıştı. Milli bir heyecanla, Büyük Ankara Otel’inde acil bir toplantı organize etmişti. Musul ve Kerkük’le ilgili çalışmalarını tamamlayan Özal, ilk darbeyi Milli Güvenlik Kurulu toplantısında aldı. Başta Genelkurmay olmak üzere devletin belli başlı kurumları Özal’ın planına karşı çıktılar. Sivil toplum kuruluşları da “koro”ya katıldı. Turgut Özal’ın, Kuzey Irak’la ilgili çıkışına tepki kısa sürede öyle bir noktaya ulaşmıştı ki, Cumhurbaşkanı’na adeta savaş açılmıştı! 1992’de Ankara Kent Otel’inde Özal’ın direktifiyle yapılan ve Irak’taki aşiretlerin katıldığı toplantının aktörlerinden olan Yalçın Koçak, 1990 yılında Köşk’te yapılan zirvede Kemal Yamak Paşa ve ekibinin Özal’ın bu fikrine destek çıktıklarını, ancak Kenan Evren ve 'NATO’cu askeri grup’un karşı çıkarak planı engellediklerini açıklamıştı .Genelkurmay Başkanı Necip Torumtay da Özal’ın Musul’a girme kararlığını görünce istifa etmişti.

 Musul ve Kerkük’ün alınmasını isteyen bir mektup gönderen Alparslan Türkeş dışında bütün siyasi liderlerin Özal’ın karşısında olduğunu belirten Koçak, Demirel’in de bunların başında geldiğini söyledi. Koçak o döneme ilişkin bir bilgiyi de ilk kez paylaştı: “Demirel’in sağ kolu olan Necmettin Cevheri’nin Özal’a gelerek, Demirel’in ‘Özal Musul’a mehter marşıyla girerse bir daha onu iktidardan indiremeyiz’ dediğini ve siyasi kaygılarla bu milli davayı desteklemediğini belirtmişti. Aslında Ankara’da Özal’ın Kerkük ve Musul konusundaki milli planlarına karşı mukavemetin senaryosu gazetemiz yazarı Tamer Korkmaz’ın da açıkladığı gibi Washington’da yazılmıştı.

 1 Mart 2003 tezkeresi TBMM’de kabul edilseydi Irak’ın durumu böyle olmazdı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Latin Amerika gezisi dönüşünde 1 Mart tezkeresi döneminde yaşananları hatırlatarak, ‘’1 Mart tezkeresi geçseydi ve Türkiye Irak’ta olsaydı. Irak böyle olmazdı. Irak’ta düşülen hataya Suriye’de istemiyorum’’ diyerek önemli mesajlar vermişti.

1 Mart tezkeresinin TBMM’de 4 oy fark ile reddedilmesi ABD’li yetkilileri sözde şok etmiş hatta bu durumdan utanç duydukları açıklanmıştı. Ancak tezkerenin hükümete rağmen reddedilmesi bu süreçte TBMM Darbe Araştırma Komisyonu’nun tespit ettiği derin yapının tezkere öncesinde devreye girip girmediğinin araştırılmasını elzem kılmaktadır. Bu derin yapının ABD’ile ilişkili olması, 1 ve 2’nci Körfez Savaşları'nın CIA ve PENTAGON tarafından üretilen sahte belge ve asparagas iddialarla başlatılmış olması, Türkiye’nin ve bölgenin istikrar ve barışını bozan ulusal güvenliği ve bekasını hedef alan önemli bir tehdide işaret etmektedir. Bu nedenle bölgedeki aktör ülkeler ile işbirliği içinde hareket edilmesi önem taşımaktadır.

Yeni Şafak

 

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.