“Biz elimizdekileri başkalarıyla cömertçe paylaşırsak, onların da bizim gibi normalleşeceğini, dışa açılacağını, bize benzeyeceğini düşündük. Ama öyle olmadı. Onlar açık sistemin getirdiği imkanlardan faydalanarak, onun yetmediği yerde bizim elimizdeki teknolojik imkanları pervasızca çalarak, hiç değişmeden hızla bize yetişmeye başladılar. Şimdi öncelikle bu tehdidi bertaraf etmemiz ve arayı yeniden açmamız gerekiyor.”

        Bu satırlar Trump’ın 55 sahifelik Milli Güvenlik Belgesi’nden. 15 Temmuz sonrası hepimizin olan bitene anlam vermek için yaptığı birçok tespit vardı. Nasıl olurdu da eskiden gizli saklı yapılanlar, aşikar vaziyette gizlenmeye bile ihtiyaç duymadan planlı bir şekilde icra ediliyordu. Sağır sultanların bile hikayesini duyduğu darbe teşebbüsü,  her zamankinden farklı biçimde “geliyorum” demiş gece vakti ışıkları söndürmeye bile ihtiyaç duymamışlardı. Yapamadılar. “İri devlet”, 19 trilyon dolarlık milli geliriyle dünyayı parsel parsel gözetleyen güç, amacına ulaşamadı. Fakat ihanet planları tabiatı gereği gizli olur. Bu güç: artık başarının getirdiği ataletle de boğuşmak zorunda. Pozitivizm ve bireysellik hastalığından bu gidişle kurtulma şansı da bulamayacak olan batı dünyası için gerileme döneminin aşikar belgesi sayılacak olan bu güvenlik belgesi! batı medeniyetine rakip olacak “yeni” için önemli bir fırsatı taşıyor ufuklara.
        Bu ışığı görüp kadim jeopolitiğimizin müktesepleriyle, çalışan üretim bantlarımızla, dünya aktörü olma yolundaki markalarımızla yaratılacak sentez, kendi coğrafyamız dahil olmak üzere batının ürettiği gibi sanal değil, reel büyümeden oluşan serveti, tüm dünya genelinde sosyal adalet zemininde bölüştüren, teknoloji üreten ortak bir şuurla özgürlük alanlarında insanı kıymetlendiren bir yapıyı inşa edebilir.

Hiçbir yarışta kazanmak için mütevazi davranılmaz. Kimse kimseye yarış içinde bayrak ya da bedava birincilik vermez. Bayrak yarışı bile olsa bayrağı kapıp, en önde koşmak başarının yegâne şartı. Saklısı gizlisi yok. Savaşacağız. Gelişeceğiz. Üreteceğiz. Kazanacağız.
 
“YENİ” İNŞA ETMEK ŞART

Hayat değişiyor. Teknolojik kazanımların hızı etkisi ve derinlikleri farklılaşıyor. Finans sisteminde yen araçlar, yeni yapılar ve yeni işlevler ağırlık kazanıyor.
Geleneksel ticaret sistemlerinin yerini farklı yapılar alıyor.
Hukuk sisteminde yeni oluşumlar hızla gelişiyor.
Siyaset ve yönetim sistemlerindeki oluşumları gözlemlediğimiz zaman, oradaki farklılaşmayı da görmezden gelemiyoruz. İş modellerimiz farklılaşıyor.
Nasıl inşa edeceğiz “yeni” yi diye soruyoruz kendi kendimize. Öyle ya taklit etmeyeceksek ne yapacağız? Nasıl yapacağız.
        Endüstri 4.0 diye tabir ettiğimiz akıllı üretim çağı olan dijital devrime bakışımız nasıl olacak? Bu devrimle üretilen alanlarda gelecek müthiş kolaylıklar, insan konforumuz, şikayetçi olduğumuz dünya çapında adaletsizlik, eşitsizlik ve hukuksuzluklara çare olabilecek mi? Gerçekten nasıl olacak? Yoksa dijital çağda “başkası” yine bizi ilgilendirmeyecekse ortaya çıkan tablo “yeni” olmayacak. Bireysellik ve pozitivizm temalı bakış değişmeden, eskiye rahmet okutacak yeni hezeyanların, dramların, mülteci akınlarının kanıksandığı bir dünyaya katlanmaya devam mı edeceğiz?

NASIL OLACAK?

Kan kokusu almış köpekbalıkları gibi, petrol kokusu almış batı dünyasının “özgürlük taşıyıcısı..!” hamleleri karşısında eskiden olduğu gibi yerinden kımıldama mecali bulamayan bir İslam coğrafyası yok artık. Fakat bizi konumlandıran ve kimliğimiz olan dinamiklerimizin hayat haline geldiği bir atmosfere ekmek gibi su gibi ihtiyaç duyuyoruz. Bu ise “kes yapıştır” formülüyle ikame edilemez. Taklit ya da kopya kaldırmaz bu karşı koyuş. Bilakis artık bir özgüvenle hareket kabiliyeti kazanmış bir yürüyüşümüz var. 1789 gibi bir milat: 15 Temmuz ruhu. İçinde başka türlü hesaplar var deyiniz yada demeyiniz fark etmez: Kudüs oylaması gösterdi ki dünya tek kutuplu bir sisteme ikna olmuyor ve yönetilemiyor. Bütün bu reflekslerin içinin doldurulması bilim ve teknolojik gelişmenin doğru yönlendirilmesi gerekiyor. Dünya çapında bir kültürel değişimin önünü açacak medeniyet vizyonu genç jenerasyonumuzun enerjisine bağlı. Un var, şeker var, yağ da var. Batı düşüncesi 1600’lü yıllardan başlatır ya her türlü gelişmeyi, öncesini kara delik gibi gösterir. Rönesans’tan önce hiçbir şey yok gibi düşünmemizi ister. MS 600 ile 1600 arasında koca bir kara delik var gibi anlatırlar insanlık tarihini, biz de bu oyuna geliriz istemeye istemeye... Oysa ki Endülüs’ün, Selçuklu’nun, Osmanlı’nın medeniyet olarak öncelikle batı medeniyetinin öncüsü olduğu tartışmasızdır. Matematik, kimya, tıp ve diğer ilimlerde yaptığımız tüm keşifler bizzat batı medeniyetinin yolculuğunu anlatan malum kendi  devlet arşivlerinde yazılı ve tescillidir.

        Bunları gündem yapmak bizim işimiz ve görevimiz. Google ya da cep telefonu kalitesiyle gözleri kamaşan yeni nesillerimizin bunları bilmesi eğitim sistemimizde bu özgüvenin dinamiklerle anlatılması inovasyon altyapısının oluşturulması bakımından çok önemli. Trump’ın açıkladığı güvenlik belgesi özetle diyor ki: “Paylaşmayacağım”. Yenilikçi çözümleri bütün dünya ile ortak yaşam içerisinde kullanmaya da son verip, inovasyonu “rakip dünyadan saklamayı” en öne hedef olarak koyuyorlar. Kötü komşu insanı mal sahibi yaparmış…

 
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.