Bütüncül bir perspektifle ele alındığında korku, felsefi boyutundan başlamak üzere sosyolojik, psikolojik ve antropolojik yönleriyle ele alınabilir. Bu çerçevede korku, bir yanda bireysel yaşam alanlarımızı esir alan bir tehdit algısı olması; toplumsal düzeni temin işlevi gören ve egemenin iktidarını mümkün kılan bir araç olması; kurgulanan doğa durumu üzerinden tanımlanan iktidar ve toplumsallığın tinsel unsuru olması yönleriyle birçok boyutta irdelenebilir. Bütün bunların yanı sıra ‘korku’, 21. yüzyılın başından itibaren kavramsal olarak yeniden üretilmiştir. Kitlesel medya düzeni üzerinden dolayımlanmak suretiyle yeni bir biçime dönüştürülen ‘korku’, endüstriyel politik üretime tabi tutulmuştur.

Egemen güçlerce korkunun politik üretimi; ulus devletlerin iç politik düzenlerini tanzimden, dış politikanın belirlenmesine kadar geniş yelpazede işlevsel bir araca dönüşmüştür. Bu noktada; sadece toplumsal denetim için bir araç değil; hegemonik küresel düzenin kurucu aygıtı olmuştur. Sistematik biçimde üretilen korku politikaları, kamusal özgürlükler alanını sınırlandıran güvenlik konsepti olarak yapılandırılmıştır. Korku salmak veya yaymak suretiyle toplumsal alanı ‘ortak korku’ üzerinden yapılandırma yoluna gidilmiştir. Toplumsal bünyeyi esir alan yaygın bir kötümserlik hâli üretmek suretiyle kronikleşen bir tedirginlik ve kaygı durumu var edilmiştir.
Üretilen politik korkular üzerine inşa edilen küresel düzen, bir korku yönetimine dönüşmüştür. Bu çerçevede tesir gücü yüksek, oldukça kullanışlı korku türleri üretilmiştir. Bunların başlıcaları, ‘şiddet korkusu’; ‘terör tehlikesi korkusu’; kitle imha silahları ve/ya nükleer silahların varlığı korkusudur. Bu korkuları diri tutacak fiili durumlar (terör örgütleri gibi) oluşturulmuştur. Yine bu amaca hizmet saikiyle bizzat terör örgütleriyle, kirli iş birlikleri yapılabilmiştir. Böylece küresel hegemonyayı tahkim etmek adına endüstriyel bir tasarıma dönüştürülen korku, teorize edilmek suretiyle literatürel anlamda da üretilmiştir. Nitekim ‘medeniyetler arası çatışma ve/ya savaş’ kurgusu üzerine üretilen fütüristik yapıtlar bu amaca hizmet etmiştir.
Üretilen korkunun, herhangi bir somut tehdide veya olguya dayalı olmaksızın, küresel medya üzerinden kamuyu maniple eden enformatif bombardımanla etki gücü artırılmaktadır. Kimi zaman nükleer programlar veya kitle imha silahlarının varlığı iddiasına dayalı ‘sistematik yanlış bilgilendirme’ yoluyla korku üzerinden ulusal refleksler denetim altına alınmaktadır. Bunun üzerinden uluslararası hukuku pervasızca hiçe sayan ve devletlerin egemenlik haklarına arsızca tecavüz eden işgal girişimlerinde üretilen bu politik korku esaslı bir meşrulaştırma aracına dönüşmektedir. Bunun en çarpıcı örneği, kendisini dünya düzeninin hamisi ve küresel barış mefkûresinin bayraktarı olarak gören ABD’nin nükleer silah varlığını gerekçe göstererek Irak’ı işgal etmesinde görülmüştür.

Küresel barış ve özgürlük imgesi ile kendisini özdeşleştiren ABD’ye yönelen terör tehdidi bütün dünyaya karşı bir tehdit olarak değerlendirilmektedir. Bu imajinasyon üzerinden ABD, kendisini uluslar üstü hukuki düzenden bağışık kılmaktadır. Kendisini bu kurallara bağlı olmaktan azade gören egemenlik tasavvuru, gayrimeşru müdahalelere yol açabilmektedir. Doğal kurguda savaş durumunu varsayan T. Hobbes’un kavram dünyasına referansla ifade edecek olursak, kendisini kurulu düzenin dışında tutan sorumsuz egemen güç/ler türemektedir. Korku ile özgürlük/barış arasında sürmekte olan mücadelenin özgürlük cephesinde konumlandıran küresel güç/ler açısından, ‘tehditlerin somutlaşması’ veya korkunun ‘ileride yıkıcı’ nitelikte bir somut gerçekliğe dayanması pek lüzumlu değildir. Böylelikle üretilen korku politikası, küresel egemen güç/lerin keyfince yönetme imkânını var etmektedir. Korkuyu üreten tehdide referansla kendisini meşrulaştıran bu düzen, pozisyonunu koruyabilmek adına söz konusu tehlikeleri sofistike medyatik aygıtlarla sürekli biçimde dramatize etmektedir.
Sonuç olarak; bugün dünyada biteviye çeşitlendirilen endüstriyel korku türleri ve sistematik şekilde üretilen korku tünelleriyle gayrimeşru biçimde yapılandırılmış bir hegemonik korku düzeni inşa edilmiştir. Bu patojenik düzen, yalnızca kaotik yapıyı küreselleştirmek ve kamusal alanı iğva etmekle kalmayıp; sinikleştirmek suretiyle de özel alanı iğdiş etmiştir.


turkiyegazetesi.com.tr
 
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.