02 Eylül 2015 Bodrum sahilinde sessiz feryat eden, kıyıya vuran küçücük bedeni, 3 yaşındaki Suriyeli Aylan Kurdi, kimseler seni tanımıyordu. Ne kadar tuhaftır ki, yıllardır yaşanan mülteci sorununu görmezden gelen dünya, Bodrum’da sahile vuran cansız bedeni manşetlere taşıdı. Sonu, ölüme kadar giden bu kaçışın nedeninin, İNSANCA ve BARIŞ içinde yaşamak olduğunu 3 yaşındaki cansız bedeni ile anlatabildi mi dünyaya? Bir an olsun hayatınızdaki her şeyinizi kaybettiğinizi düşündürebildi mi size?  
 
Tek bir fotoğraf, kıyıya vuran;  sosyal medyada paylaştıkça paylaşıldı… Sessiz çığlığını yurtiçinde ve yurtdışında duyururken, fotoğrafını beğenen çok oldu, üzerinden siyaset yapan, yorumlar yapan… Seni hiç tanımıyorken oturduğun evi, yüzme bilmediğini, sudan korktuğunu ve en çok muz yemeyi sevdiğini öğrendik… Aylan bebeğin hikayesini öğrendiğimizde, isminin anlamı kadar,  yüzündeki masum gülümseyişini yüzme bilmediği denize bıraktı. Bize bıraktığı ise sessiz feryadı ve cansız bedeni... Önemli olan bizim bundan ne anladığımız…
 
02 Eylül 2015 öncesinde mecburiyet içerisinde, savaştan kurtulmak ve canlarını kurtarmak adına vatanlarını terk eden mülteciler varken, gözlerimizi kapatıp yok saymak yerine; elimizden geldiğince ensar olmak, ülkelerini terk etmek zorunda kalan kardeşlerimize yardım etmek,  kucak açmak insanlık görevidir.  Çaresizlik içinde denizlerde günlerce yaşam savaşı veren,  ölümle yüz yüze denizlere terk edilen mülteciler için İnsan hakları savunucusu olduğunu söyleyen Avrupa ülkelerinin ve Müslüman ülkelerinin de artık görmezden gelmemesi gerekiyor? Ne yazık ki mültecilere yardım etmesi gereken sözde gelişmiş ülkelerin haber yapmak dışında hiçbir şey yapmak istememelerini görmek çok acı…
 
Aylan bebeğin ve bu şekilde bir umut uğruna çıktıkları yolda canlarını ve umutlarını kaybeden cansız bedenlerin fotoğrafları tüm dünya ülkelerinde manşet haber olurken, bu masum bedenlerin sessiz çığlığını dinleyen ülkelerden az da olsa belki utanç, belki vicdan, belki de her ülkenin ilk başta gözlerini kapattıkları bu dramlara artık seyirci kalınmaması gerektiği bir kez daha ortaya çıkmış oldu. Türkiye 2.buçuk milyondan fazla sığınmacı ve mülteciye ev sahipliği yaparken bir taraftan da, bu insanların yaşadıklarının görmezden gelinemeyeceğini Arap ülkeleri ve Avrupa ülkelerine anlatmaya ve yaşananlara karşı sessiz kalmamaya davet ediyor. Türkiye ev sahipliği yapmak için çırpınırken bu konuya duyarsız kalan diğer ülkeler ve aslında İNSANLIK nerede?  
 
Her şeyimizi kaybetsek bile merhametimizi, vicdanımızı, sevgimizi yani kısacası İNSANLIĞIMIZI kaybetmemeliyiz. Anlamak, sevmenin başlangıcıdır. Savaşlar için harcanan paranın çok daha azıyla mutlu, huzurlu, sevgi dolu ve İNSANCA YAŞANABİLİR bir dünya oluşturulabilir. Bir gün gelir yurtsuz, evsiz, işsiz kalabiliriz. Hepimiz birer mülteci adayıyız.  Savaş ve baskılardan kaçan mülteciler karşısında sessiz duyarsız kalınması bizim vicdani değerlerimizi göstermektedir. Kötülüğe sessiz kalmak aynı zamanda kötülüğe ortak olmaktır…
 
Kıyıya vuran ne balina olsun, ne insan… Ama balina kadar kıymetli olsun küçük bedeni ile Aylan ve diğerleri… İnsanca yaşasınlar ve zamanı geldiğinde insanca ve huzur içinde göçsünler bu dünyadan. Yüzme öğrenmeye, sevdiği yiyecekleri yemeye, insanca yaşamaya fırsatları olsun, bu dünya hepimize yetecek kadar büyük… İNSANLIK kıyıya vurmasın!
 
Mülteciler, daha kendi sınırlarından çıkar çıkmaz, istenmeyen horlanan, ötelenen ve insanların sadece sömürmek için yaklaştığı insanlar haline geldi maalesef. Bu mazlum ve mağdur insanlar savaştan kaçıp umuda doğru yola çıktıklarında; kendilerini insan tacirleri, fuhuş ya da organ mafyaları gibi bir tehlikenin içinde buluyorlar. Mültecilik meselesi hepimiz için bir imtihan. Türkiye sınırındaki Azez bölgesinde bulunan bir Cami’de hoca efendi hutbe verirken, ‘Ya size ne oluyor, bu bir imtihan, bizim için bir fırsattır. Buraya gelen insanlara niye ev sahipliği yapamıyorsunuz da, Türkiye’ye kaçmak zorunda kalıyorlar. Bunun değerini niye bilemiyorsunuz’  ifadelerini kullanıyor. Biz de Türkiye olarak, buradan Avrupa’ya gitmek isteyen, giderken türlü zulme maruz kalan insanlara kucak açmalıyız. Biz, Hz. Ömer’in ‘’Fırat kenarında bir oğlak kaybolsa yahut bir kurt bir koyunu kapsa korkarım ki kıyamet gününde onun bile hesabı Ömer’den sorulur’’ dediği ve sorumluluk hissettiği bir dine inanıyoruz. Kısacası bütün bunların hesabı var.
 
Bunların hepsinin döndüğü bir mekanizmanın içinden geçiyor bu insanlar ve aslında İNSANLIK…
 
Yaşanan çaresizlikleri görmezden gelmek, iyilikten bu kadar uzak kalmak, 5 yıldan uzun zamandır devam eden savaşın artık durdurulması adına hiçbir şeyin yapılmaması, aksine her geçen gün daha da şiddetlenmesi ve ölümlerin artması hepimizi endişelendiriyor. 2014 yılındaki silah satışıyla, 2015 yılındaki silah satışı arasında 5 kat fark var. Yani, ABD, Rusya, İngiltere, Fransa ve İtalya geçen seneye nazaran 5 kat daha fazla silah satışı yapmış. Bu ülkeler güvenlik konseyinin daimi üyeleri. Bu ülkeler savaşları, iç çatışmaları desteklemediği sürece, kurdukları sömürü düzeninden dolayı, o insanları kıtlıkta bırakmadıkları sürece, bu göçler zaten oluşmayacak. İnsanların hiçbiri ‘Ben ülkemi terk edip gideyim de bilmediğim topraklarda bir macera yaşayayım’ gibi bir düşünce içinde değil. Kimse de bunu tercih etmez, çünkü mültecilik bir tercih değil zorunluluktur.’ Dünya bir cehennem değil, cehenneme çevirenlere karşılık, iyilik ile kanatlanan kuşlar olabiliriz, uçurumdan aşağı düşerken kolundan birçok kişiyi tutabiliriz. İyiliği hissetmeye herkesin ihtiyacı var. İnsanın insana yardım etme duygusu, yardım edene o kadar güzel duygular yaşatıyor ki keşke bunu anlatmak mümkün olsa! Sadece yaşayarak iyiliğin güzelliğini görebilirsiniz, buna inanın… Unutmamamız gerekir ki sadece iyilikle sonsuzluğa gidebiliriz, dünya iyilikle güzelleşebilir. İyilik dünyanın cenneti bu yüzden İYİLİK YAPALIM ve İYİLİK BULALIM!
 
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.