17/25 Aralık yargı darbesi teşebbüsü, FETÖ’nün gerçek anlamda “Silahlı Terör Örgütü” olduğunu ortaya koymuştur. Böylece dini bir ‘cemaat’ görüntüsüyle ortaya çıkan bu yapının esasen ülkemizin bölünmez bütünlüğünü, anayasal düzeni ve hükümeti baskı, cebir ve şiddet yoluyla ayrıca silah kullanarak, belirli bir hiyerarşik düzen içinde değiştirmeyi, ortadan kaldırmayı hedeflediği açıkça anlaşılmıştır. 15 Temmuz darbe girişimi ile de FETÖ, ceza hukuku anlamında en ağır eylemi gerçekleştirmiştir.

Fethullahçı Terör Örgütü bildiğimiz anlamda klasik bir terör örgütünün çok ötesindedir. FETÖ, sadece ülkemizde değil dünyanın pek çok ülkesinde örgütlenmiştir. Neredeyse dünyanın 140 ülkesinden fazla sayıdaki ülkede eğitim alanından ticaret hayatına kadar pek çok alanda hiyerarşik yapıya bağlı örgüt mensupları bulunmaktadır. Örgüt hem dini argümanları kullanmakta hem de ticari bağlar ile örgütsel bağlılığı ve etkinliği arttırmaktadır. Yine bu ülkelerdeki STK’lar eliyle o ülkenin sosyal ve siyasal hayatına müdahale etmek için çalışmalar yürütmektedir. Bu ülkelerde açtıkları okullarda okuyan öğrencilerin beyinlerini yıkama operasyonundan sonra mankurt haline gelen bu kişileri bürokrasinin önemli noktalarına yerleştirerek de etkinliğini ve gücünü alabildiğince arttırmaktadır. Elindeki devasa bütçe ile ABD seçimlerinde dahi etkili olabilecek kirli çalışmaları ve ilişkileri sürdürmektedir. Ayrıca klasik anlamda hücre modelli iletişim ve örgütlenme ağı ile de örgüt mensupları ile liderlik arasında bağ kurulmuştur.
Görüldüğü üzere dünyanın hiç de alışık olmadığı çok farklı, çok boyutlu post modern bir terör örgütü ile karşı karşıya bulunmaktayız. Aslında bu örgüt sadece Türkiye için değil tüm dünya için tehdit oluşturmaktadır. Bu tehdidin varlığını izah edip, insanları ikna etmek gerçekten çok kolay değil. Zira bir din kisvesi altında barışçıl, hümanist görünüm ile ortaya çıkan bu örgüt kirli ilişkilerini ve eylemlerini güçlü bir şekilde gizleyebilmektedir. Gizleyemeyip açığa çıkması halinde açığa çıkaranlar yok edilmekte, itibarsızlaştırılmakta ve böylece örgüt hakkındaki olumsuz düşünceler daha oluşmadan engellenmektedir.

Bu örgüt ile mücadele etmek gerçekten kolay değil. 15 Temmuz alçak darbe girişiminden sonra güvenlik emniyet birimleri ve yargı mensuplarımız büyük fedakarlık ve titizlik içinde mücadeleyi sürdürmektedir. Öncelikle bu mücadele içinde yer alan tüm güvenlik teşkilatımızı ve yargı mensuplarını sadece ülkemiz adına değil tüm insanlığın selameti için yürüttükleri bu ulvi hizmetleri için kutlamalı ve kendilerine şükranlarımızı iletmeliyiz.

Hükümet darbe girişiminin hemen akabinde Olağanüstü Hal Kararı alarak çok doğru bir hamle yapmıştır. Zira yukarıda da ifade ettiğimiz üzere karşımızda çözümü ve bertaraf edilmesi çok zor komplike bir yapı bulunmaktadır. Bu yapı ile klasik metotlar ile mücadele edildiğinde başarıya ulaşmak hiç de kolay değil. Bu nedenle ilan edilen OHAL yetkileri kapsamında öncelikle FETÖ ile iltisakı bulunduğu tespit edilen ya da FETÖ üyesi olduğuna dair kuvvetli şüphe bulunan kamu görevlileri açığa alınmışlardır. Bu hamle devletin koruma refleksi olarak çok doğru bir adım olmuştur. Daha sonra da FETÖ bağlantısı olan binlerce kamu görevlisi kamu görevinden ihraç edilmiş ve bir daha kamu görevi alması yasaklanmıştır. Darbe teşebbüsüne katılan asker, sivil tüm örgüt mensupları hakkında suçüstü, gözaltı ve tutuklama işlemleri gerçekleştirilmiş böylece darbeye katılan örgüt mensupları büyük bir oranda kontrol altına alınmıştır. Bu uygulamalara paralel olarak da örgüt mensuplarına yönelik operasyonlar başlatılmış ve örgüt üyeliğinin varlığına dair kuvvetli suç şüphesi ve emaresi bulunan şüpheliler önce gözaltına alınmış ve çoğu hakkında tutuklama tedbirinin uygulanmasına karar verilmiştir. Ayrıca örgüte maddi olarak finans desteği sağlayan kişi, kurum ve şirketlere yönelik kayyum ataması gerçekleştirilmiş, örgütsel bağı olan ticari muameleler, taşınmaz alım satımları mercek altına alınmış ve bu yönde etkili tedbirler uygulamaya geçirilmiştir. Yine örgüt bağı olduğundan şüphelenilen kişiler hakkında yurtdışına çıkışının engellenmesi amacıyla pasaport iptalleri gerçekleştirilmiştir.

Peşinen ifade edelim ki 15 Temmuz’dan itibaren yürütülen idari ve adli soruşturma ve işlem süreci çok büyük oranda doğru ve adil bir şekilde yürümektedir. Aynı zamanda yapılan bu işlemler Anayasamıza uygun olduğu gibi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarına da uygun bir şekilde devam ettirilmektedir. OHAL süreci Anayasamızda düzenlenmiş olup, OHAL uygulamaları da tehdidin varlığı ve büyüklüğü ile orantılıdır. Genel olarak bakıldığında kamu görevlileri hukukun ve OHAL’in kendilerine çizdikleri sınırları ihlal etmeden hukuki ve idari mücadeleyi ifa etmektedirler.

Burada şu hususu da dile getirmekte fayda mülahaza ediyorum. FETÖ mensupları geçmişte Ergenekon, Balyoz gibi gerçekten darbe heveslilerine karşı haklı bir hukuki mücadele yürütüyormuşçasına pek çok hukuksuzluk işlediler ve pek çok insanın haklarını gasp edip, yıllarca süren acılara neden oldular. Yaptıkları bu hukuksuzluklar nedeniyle de aslında 12 Eylül, 28 Şubat darbeleri ile AK Parti iktidarına yönelik ilk dönemdeki darbe heveslileri ve millete ait değerlerin düşmanları ile gerçek anlamda hesaplaşmanın önünü kestiler. Adaletsiz davrandılar ve adalet eninde sonunda onların yakasına yapıştı. Bugün de FETÖ ile mücadele edilirken adalet çizgisinden sapmamak gerektiğini bu örnekten çok açık bir biçimde anlıyoruz. Yukarıda ifade ettiğim gibi FETÖ ile mücadele hakkaniyet ve adalet çizgisinde yürümektedir. Elbette binlerce insanın soruşturulduğu olağanüstü dönemde hatalar olabilir. Ancak benim tespitim şudur ki; bu hataların hiçbiri kasıtlı değil, mücadelenin zorluğundan kaynaklanan istisnai durumlar. FETÖ ile mücadele tertemiz, apak, anamızın ak sütü gibi helal bir süreçtir. Bu bembeyaz süreçteki en ufak hata sütün içindeki toz misali göze çarpar. Bu nedenle var olan hassasiyetin kaybolmadan, azalmadan hatta artarak sürdürülmesi gerekir. Özellikle şu üç alanda uygulanacak tedbirlerde hassasiyet daha yüksek olmalıdır: gözaltı süresi, tutuklama ve ekonomik tedbirler. Zira bunların haksız uygulanması halinde telafisi imkansız zararların doğma ihtimali çok yüksek olduğu gibi yürütülen mücadeleyi kesintiye uğratacak, mücadelenin haklılığını gölgeleyecek denli olumsuz tesirleri olabilir. 

Yürütülen mücadele bugünle kalacak gibi gözükmüyor. Yani bu süreç üç ayda, altı ayda bitmeyecek, belki yıllarımızı alacak. Olayın ulusal boyutunun yanında bir de uluslararası boyutu da söz konusu… Gerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gidecek dosyalar ve gerekse ülkemizin uluslararası itibarı bakımından adil ve şeffaf bir şekilde yürüyecek mücadele, 15 Temmuz’da dünyanın takdirini kazanmış Türk milleti için yeni bir kazanım olacak ve düşmanla nasıl adalet çizgisinden sapmadan mücadele edilir tüm dünyaya öğretecektir.  Türkiye, emniyet güçlerimiz ve yargı mensuplarımız bu liyakate ve adalet inancına sahiptir. Darbeye karşı nasıl milletçe dünyaya örnek bir mücadele ve zafer kazandıysak, hakkın galip gelmesi için adalet yolunda da herkese örnek olacak bir mücadeleye imza atmalıyız.
 
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner93