Bilinmeyen yönleriyle 'başkanlık sistemi'
 -Sizce Başkanlık Sistemi'nin Türkiye’de uygulanabilirliği mümkün mü? Türkiye başkanlık sistemine ne kadar hazır?

Bişar Özbey (Avukat): Bu sorunun cevabını vermek için öncelikle, Türkiye’nin siyasi geçmişini irdelememiz gerek. Bizim siyasi geçmişimizde başbakanlar her zaman ön plana çıkmıyor. Aksine siyasi dönemler güçlü liderlerin ismiyle anılıyor. Örneğin Mustafa Kemal’in Cumhurbaşkanı olduğu yıllarda Başbakanların isimleri ön plana çıkmadı. Celal Bayar’ın Cumhurbaşkanı olduğu yıllarda ise bu kez Başbakan Adnan Menderes’in ön plana çıktığını görüyoruz.

Demirel ve Özal dönemlerini buna katmak elbette ki mümkün. Dolayısıyla toplumumuz aslında kendini yöneten güçlü bir lider etrafında mutabakata varıyor. Bunun, yöneticinin bulunduğu makamın Cumhurbaşkanlığı veya Başbakanlık makamı olduğuyla ilgilenmiyor. Fakat burada uygulamada ise hukuki pek çok engelle karşılaşabiliyoruz.

"Toplumumuz yönetim biçimi olarak hazır"


Başkanlık sisteminin en önemli artısı ise yönetimdeki ikiliğe son vermesi ve güçlü muhalefeti ortaya çıkarmasıdır. Siyasi tarihimizi de baz aldığımızda, aslında Türkiye Cumhuriyeti halkının toplumsal olarak genlerinde bir Başkanlık sistemi talebinin olduğunu söylemek mümkün.

Neticede 600 yıllık bir Osmanlı Devleti alışkanlığının da sosyolojik açıdan bu duruma katkısı yadsınamaz. Toplumumuz yönetim biçimi olarak hazır fakat bu yeni isim, yani başkanlık sistemi ismi bilhassa muhalif medya tarafından yanlış yerlere çekildiği için yönetim biçiminin ismine karşı bir ürperti hali mevcut. Yani yine sessiz çoğunluk sesini duyuramıyor. 

"Bu sistemin ayrıntılarını gür sesle anlatmalı"

Burada en önemli görevse şüphesiz köşe yazarlarımızda. Muhalif medyada başkanlık sistemi adeta bir diktatörlük rejimi gibi lanse edildi. Bizim muhafazakar demokrat cephede ise Rasim Ozan Kütahyalı, Ersoy Dede, Cem Küçük gibi bu işi çok iyi anlatan yazarlarımız var. Fakat daha çok köşe yazarımızın Başkanlık Sisteminin nimetlerini, geleceğimizi kurtarmak olduğunu ve bu sistemin ayrıntılarını gür sesle anlatmasında yarar görüyorum.

-Başkanlık siteminin avantaj ve dezavantajlarından bahsedecek olursak neler söyleyebilirsiniz? 

Bişar Özbey (Avukat): Bir defa yasama organının çıkış noktasını ele alsak aslında tüm soruların cevabını vermiş olacağız. İnsanlık tarihinde yasama organına ihtiyaç duyulmasının sebebi, kralın veya padişahın sınırsız yetkisini, keyfi uygulamalarını sınırlandırmaktır. Demokrasi geliştikçe ülke yönetimini belirlemede tek bir kişinin yürütme yetkisini sınırlandırmak için yasama organı ortaya çıkmıştır.

Bugün uygulamada ise yasama ve yürütme organının, siyasi olarak iç içe geçmiş olduğunu görüyoruz. Daha açık ifade etmek gerekirse bugün Başbakan ve Bakanlarımız yürütme görevini ifa ederken aynı zamanda milletvekili oldukları için yasamada da görev almaktadırlar. Elbette ki her milletvekilinin özgür iradesi var ve hukuki olarak iktidar partisi genel başkanı yani Başbakan’ın görüşünde olmak zorunluluğunda değiller. Fakat siyasi olarak var olan sorumluluk burada ön plana çıkmakta. Dolayısıyla yürütmenin yasama üzerinde çok güçlü bir etkisi olduğunu hemen görebilmekteyiz. 

"Yasama, yürütmeyi sınırlandıran ciddi bir güç"

Bunun doğal sonucu olarak da yasama organı ortaya çıkış amacındaki görevini yapamaz hale geliyor. Aslında parlamenter sistem güçlü ve kötü niyetli bir Başbakan ile demokrasiden uzaklaşmaya çok müsait. Başkanlık sisteminde ise bu durum mümkün değil. Çünkü başkanlık sisteminde, üç temel organ olan yasama, yürütme ve yargı organları birbirinden kesin olarak ayrı. 

Daha açık ifade etmek gerekirse yürütmenin üyeleri aynı anda yasamanın üyesi olamıyor. Böylelikle yasama, ortaya çıkış amacına uygun olarak yürütmeyi sınırlandıran ciddi bir güç haline geliyor. Eleştirilerde odak noktası haline gelen “başkanlık sisteminde tek adam olup demokrasiden uzaklaşmak” sanıldığı gibi kolay değil. Bilhassa parlamenter sistemde bu risk çok daha yüksek. 

-Türkiye’de “yarı başkanlık sistemi” uygulamasından bahsediliyor. Yarı başkanlık sistemi nedir?

"Bakanlar Kurulu, parlamentoya karşı sorumludur"

Bişar Özbey (Avukat): Yarı başkanlık sistemi olarak adlandırılan sistemi, "klasik parlamenter sistemde sembolik olan cumhurbaşkanın yetkilerini güçlendirip, hukuki olarak da sorumluluk yüklendiği, cumhurbaşkanının doğrudan halk tarafından seçildiği, parlamenter sistem ile başkanlık sistemi arasında bir sistemdir" diye tanımlayabiliriz. Cumhurbaşkanın başkanlık sisteminde olduğu gibi tek başına yapabildiği işlemler de var, parlamenter sistemde olduğu gibi “karşı imza” kuralına yani ilgili bakan ve başbakanın imzasına ihtiyaç duyduğu işlemler de olabilir. 

Yürütme yine parlamenter sistemdeki gibi iki başlıdır. Yani Cumhurbaşkanı ve Başbakan varlığını korumakta ve Cumhurbaşkanı doğrudan halk tarafından seçilmektedir. Başkanlık sisteminden farklı olarak ise Bakanlar Kurulu, doğrudan halka karşı değil, parlamenter sistemdeki gibi parlamentoya karşı sorumludur. 

"Fiili bir yarı başkanlık sistemine geçtiğimizi kabul edebiliriz"

Yarı başkanlık sistemi denince akla ilk gelen ülkenin Fransa olduğu bir gerçek. Ayrıca Portekiz ve Finlandiya’da da bu sistem uygulanmakta. Fransız ve Portekizli meslektaşlarımla birebir yaptığım görüşmelerde ise Yarı Başkanlık Sisteminin işlevsel pek çok özelliğinin olduğuna dair çok olumlu eleştiriler duyduğumu söyleyebilirim.

Ülkemizde ise 1982 Anayasının Cumhurbaşkanına vermiş olduğu yetkilerle yarı başkanlık sistemine çok yaklaştığını söylemek yanlış olmaz. Özellikle Anayasamızda 2007 yılında 5678 sayılı Kanuna yapılan değişiklik ile Cumhurbaşkanın halk tarafından seçilmesinin kabul edilmesi ve 10 Ağustos 2014 yılında 
cumhurbaşkanının halk tarafından ilk seçilmesiyle fiili bir yarı başkanlık sistemine geçmiş olduğumuzu kabul edebiliriz.

-Başkanlık sistemleri ülkeden ülkeye farklılık gösterir mi? Türkiye bu bağlamda hangi ülkeyi örnek olarak almalı?

Bişar Özbey (Avukat): Şunu belirtmekte fayda var ki parlamenter sistem, yarı başkanlık sistemi, başkanlık sistemi… Bunlar insanların toplumsal olarak yaşadıkları süre boyunca ortaya çıkan ihtiyaçlar sonucu oluşmuş sistemlerdir. Allah kelamı olmadığına göre her toplumun ihtiyaçlarına uygun olarak, yenilenerek uygulanmalıdır. Bu sebeple Başkanlık sistemi “fedaratif yönetim getirecek” söylemlerini gaflet değilse de en hafif tabiriyle dalalet olarak kabul etmekte yarar görüyorum. 

"Türkiye tipi bir başkanlık sistemi..."

İsmi her ne olursa olsun önemli olan, halkın kendi kendini en doğru ve sağlıklı şekilde yönettiği sistem olmalıdır. Dolayısıyla başkanlık sistemi her ülkenin kendi iç dinamitlerine uygun olarak değerlendirilip uygulanmasında da büyük fayda vardır. Yani Türkiye tipi bir başkanlık sistemi; Türkiye’nin demokrasi hayatından edinmiş olduğu tecrübelere uygun olarak bir sistem getirilmesi, Türkiye’nin gelecek yüz yılını garanti altına almaktır. 

Ak Parti Kars Eski Milletvekili Mehmet Uçum’un bu konuda yapmış olduğu tanımlama da dikkate değer: “Türkiye tipi başkanlık sistemi, Türkiye'nin siyasal, hukuki, kültürel ve sosyal tarihi ile geleneklerine dayanan, şimdiye kadar oluşturduğu kurumları dikkate alan, radikal bir metotla yani kopuş yöntemiyle değil, süreklilik içinde yenilenme anlayışıyla yapılandırılacak bir modelin adıdır.” 

"Parlamenter sistem aslında ülkemizin başına bela"


Parlamenter sistemin tek başına iktidarlar dışında Türkiye’yi yönetilemez kıldığı 1 Haziran 2015 seçimlerinden sonra tekrar bir sır olmaktan çıktı. 17-25 Aralık darbe girişimini yapanların koalisyonu ne çok istediklerini ve bunun sebebinin Türkiye’yi yönetilmez kılmaya çalışmak olduğunu unutmamak gerek. Yani Türkiye Devletine düşmansanız koalisyon hükümeti kurulması için ortam hazırlamaya çalışmanız yeterli görülebiliyor. Bu da parlamenter sistemin aslında ülkemizin başına bir bela gibi olduğunun da açık göstergesidir.
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.