Yükseköğretim sistemimiz her geçen gün hacimsel anlamda büyüme trendini sürdürüyor. Yükseköğretim alanında son onlu yıllar boyunca demografik gerçeklik, ulusal ve bölgesel kalkınma hedefleri ile belirlenen stratejik gelişim alanları doğrultusunda büyüme yönlü bir performans gözlemleniyor. Kuşkusuz, söz konusu hedefler doğrultusunda ortaya konan performans önemlidir. Ancak, ‘entelektüel bir muhit’ olması gereken akademik alanın (akademos) yapısal sorunları üzerine ne yazık ki henüz sistemli biçimde düşünebilme ufkuna sahip değiliz. Hâlen ‘akademyanın ruhuna mensubiyeti’ imkânsızlaştıran oldukça esaslı yapısal sorunlarla yüzleşiyoruz. Bunlardan birisi de, akademik aklın ve şahsiyetin gelişimine ket vuran ve oldukça yıkıcı bir etkiye sahip olan akademik snobizmdir.

Akademik snobizm, özgün ve özerk bir birey olarak kendisini yapılandıramayan akademisyenin (akademicus‘kendine özgülük’ durumu var edememesidir. Kendine özgülük; fikirsel ve eylemsel anlamda özerkliği, özgünlüğü ve tekilliği ifade etmektedir. Snop etkisi, kendine özgülük yerine, ötekine benzeşerek bağlanmayı bir davranış pratiği olarak üretmektedir. Doğallıkla bu durumda, akademik şahsiyetin oluşumu imkânsızlaşmaktadır. Akademik snobizm, bireyin kendisini seçkinleştireceği vehmi ile hesabını ver/e/mediği, üzerine teemmülde bulunmadığı, içselleştirmediği düşüncelerin misyonerliğini veya partizanlığını yapmak; veya onları olduğu gibi benimsemektir. Akademik kişiliğin, özgüvensiz öykünme, özenti ve hayranlık üzerinden yapılandırılmasıdır.

Kuramsal ve söylemsel anlamda sözde ‘yeni’ olana körü körüne bağlanmak, akademik snopluk göstergesidir. Hâlbuki akademik bilgi, tarihselliği içinde terâkümî (birikimsel) biçimde kurumsallaşmış ve sistematize edilmiş bir bilgidir. Bu bilgi, kurumsallaşmış bir yapı, gelenek ve epistemik bir muhit içerisinde üretilir. Akademik snobizm, özgün bir tarihselliği bulunan akademik bilginin kendisini bu gerçeklik üzerinden üretmesini imkânsız kılmaktadır. Zira geleneği, tarihsel akışı ve tarihî bilinci yok sayan bu tutum, yapısal anlamda sorunlu yeni yetme ve/ya türedi bir bilgi tasavvuru üretmektedir. Akademik bilgi üretiminde bu durum, imitasyona ve duplikasyona bağlı anomaliler ortaya çıkarmaktadır. Akademik aklı esir alan ‘imitasyon hazcılığı’ ve akademik uğraş hâline gelen ‘lafazanlık’ ölümcül etkisini sürdürmektedir.

Akademik snobizm, birey üzerinde yıkıcı ve akademik çevreye bulaşıcı bir davranış etiği (ethos) üretmektedir. Bu sorunlu davranış etiği, akademik kişinin varlık bulduğu muhitte edinmiş olduğu ve sonraki kuşaklara aktarageldiği negatif tutum ve pratikleri ifade etmektedir. Bunların başında, kendisini bilginin efendisi olarak gören akademikus’un narsistik özbeğenisi ve mensubu bulunduğu disipliner alanı akademik bilginin merkezine koyması gelmektedir. Bu tutum, akademik bilgilenmeyi monolojik bir eylem düzeneği üzerine inşa etmektedir. O yüzden bu tutumun etkisindeki akademisyen, başkasını dinlemekten ve/ya akranlarının sözüne kulak vermekten hoşlanmaz. Akademik etkinliği, anlama değil, açıklama ve yargılama merkezlidir. Fikri kâşifliğe ve inşâî üretkenliğe zihinsel olarak kapalıdır. Hakikatin bilgisi ile etkileşimli bir tinsel bağ kuramaz. Aynı biçimde topluma dair olanı dışlayıcı ve küçümseyici tutumu, onun toplumsalın bilgisi ile somut bir irtibat kurmasını imkânsızlaştırır. Bu tutum, hakikat ile arasına mesafe koyan akademik oportünizme yol açmaktadır.

Bu patolojik hâlin temel sebebi, bütün unsurları ile akademik alanın patriarkal kolektivist bir kültürel yapılanma üzerine kurulmasıdır. Yine akademik alanın, ideolojikleştirilen bir takım aidiyetler üzerinden tanımlanması bu duruma yol açmaktadır. Liyakat ilkesinden koparılan akademik alan, kolektivist aidiyetler üzerinden tanımlanmaktadır. Akademik alanda anti-entelektüalist tutum zemin bulmaktadır. Bu durum sistematik biçimde, akademik sığlaşma ve vasatlığı tahkim etmektedir. Böylece, dar kolektivist kalıplara sıkışmış olan akademik akıl dumura uğramaktadır.
Sonuç olarak, düşünceyi ve entelektüalizmi akademik alanın merkezine yerleştiren bir akademik akla ihtiyacımız bulunmaktadır. Bu, her şeyden önce bir akademik etik/ahlak meselesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Özerk ve özgün düşünen akademik birey; ve bir akademik ethos veya davranış kültürü var etmemiz gerekmektedir. Akademiyi, yalnızca sofistike bilgi üretim ve aktarım mecrası olarak değil; bir davranış, pratik etik ve modus vivendi olarak inşa edebilmenin imkânını üretebilmek adına seferber olmalıyız.


turkiyegazetesi.com.tr
 
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.