NE OLDU-NASIL OLDU:
 
Ülkemizde yaşanan 15 Temmuz meş’um darbe/işgal girişimi ile ilgili olarak dikkatlerinize bazı hususları aşağıda sunmaya çalışacağım.
 
Evvela 15 Temmuz 2016 girişimi salt siyaset kurumunu devre dışı bırakmaya yönelik bir plan olmadığını belirlememiz gerekiyor. 15 Temmuz bir büyük kaos ve ardından işgal projesidir. Bu husus böyle anlaşılmadıkça üstesinden gelinemez.
 
Bizim tarihimizde; saray darbeleri, yeniçeri isyanları, mahalli bazı kalkışmalar yanında 60 darbesi, 71 muhtırası, 80 darbesi, 28 Şubat, 27 Nisan, 17-25 Aralık ve 15 Temmuz işgal girişimi üzerinde çok düşünmemiz gereken hususlardır. Ancak bir makale boyutunu aşmaması için 15 Temmuz’a giden yolu ana hatları ile belirlememiz gerekir. Bazı konularda kısa detay verecek olmamız yanında bazı konuları ana başlık ve kavram olarak zikretmekle yetinmek zorunda kalacağız.
 
15 Temmuz’un içerdeki asker-sivil bürokrasi, iş/basın, sanat/spor, yargı ve siyaset şebekelerinin başındaki kişi, küresel beylerin Pentagon/Pensilvanya bataklığında korunmadan önce neler oldu?
 
Kısa kısa:
 
- Ülkemiz NATO kıskacına alındıktan, Marshall doktrini hayata geçirildikten hemen sonra, 1960 darbesinin kudretli subaylarından bazıları ve sözüm ona Milli! İstihbaratın bazı adamları Yalta’da paylaşılan dünyanın, yok edilmeye çalışılan bir milletinin, işgal süreci tamamlanmak istenen bir ülkenin içinden bir beyinsiz adamı aldılar, beslediler.
 
-Soğuk savaş dönemi yeşil kuşak projesi ile oluşturulmaya çalışılan iğdiş edilmiş müslüman tipi calibi dikkattir. Aynen Asya ülkelerinde İngilizlerin kadıyanilik ile iddia ve iradelerinden arındırdıktan sonra güya bağımsızlık verdikleri ülkelerde yaptıkları gibi. Bu modern kadıyanilik ve haşhaşilikle içi içe geçmiş belayı ülkemize ve milletimize musallat ettiler.
 
-1980 darbesi ile bu beyinsiz adamın ihanetine karşı duruş gösterebilecek ana akım siyasi partileri/hareketleri yok ettiler.
 
-28 Şubatta siyaset kurumunu felç eden girişimler yanında milletin daha önceden bozulmaya başlanan sosyolojisini dinamitleyerek bu hain/işbirlikçi işgal sürecinin zeminini iyice oluşturdular.
 
-Geçen bu süre zarfında devlet kurumunu asker, hakim-savcı, polis, diğer bütün bürokratik kademeler ve istihbarat birimlerine tam bir şeytani plan ile yerleştirdikleri adamları ile kuşattılar.  Bu arada, başta eğitim olmak üzere, sanayi/ticaret, spor, sanat, gazete televizyon, dergi, kitap, internet, finans, sigortacılık gibi bir toplum/devlet için gerekli bütün mekanizmalarda da çok açık etkinlik sağlayacak şekilde söz sahibi oldular.
 
-Bu ihanet/işgal sürüleri elbette bunları yaparken, şimdilerde üst akıl denen küresel hegemonik zülüm mekanizması, şebekenin başındaki nefsini ilah edinmiş adamı alarak kendi karargahlarında tam anlamıyla esir ederek işi sağlama aldılar.
 
-Geriye planın kalan kısımlarını uygulamak için ta başından beri devrede olan yumuşak güç, sert güç ve akıllı güç tabir ettikleri güçleriyle hedeflerine koşar adım yürüdüler.
 
- Kuşatmayı sadece siyaset dışı unsurlarla tamamlamanın mümkün olmadığını bildiklerinden, son dönemeçte, yani 1997-1999 sonrasında her şeye rağmen yerli/milli karakterini korumaya başaran siyaset akımını da etkisiz hale getirdikten sonra, ülkede ne kadar siyasi parti varsa istisnasız hepsine bazen açık kimlikli, ama çoğunlukla kripto elemanlarını yerleştirerek siyaset kurumunu içerden kuşattılar. Aynen ülkeyi her alanda içerden kuşattıkları gibi…
 
- Siyaset kurumunu kuşatırken de üç aşamalı taktik izlediler. Bu aşamalar birinci safhada “siz önemlisiniz, siz olmazsanız milletin, ülkenin, bölgenin, hatta insanlık aleminin hali harap olur.” gibi aldatıcı münafıkça takiyye yaparak siyaset yelpazesinin her yerinde olan kurumlara nüfuz ettiler.  Birinci tatktik her siyasi parti için sürekli idi. İkinci aşamada ise ağırlıklı olarak iktidar partisine yönelik olarak “bakın bizim beşer ve maddi bütün unsurlarımız sizinle, bu sayede önemli başarılar kazandık. Bundan sonra şu şu değerli! insanlar şu şu mevkilerde size daha yaralı olur, şu kurumlarda şu yetişmiş insanlar emrinize amade, şu alanlarda şöyle düzenleme yapılmalı, şu araziler, şu teşvikler, şu ihaleler şöyle olmalı…” diyerek oyu milletten alan hesabı da millete vermesi gereken yapıya fiilen ortak oldular. Hatta içten kuşatılan bu yapıya neredeyse murahhas aza tayinine kalktılar. İkinci aşamayı bazen şirinlik ederek, bazen kapatma davası ile bazen şantaj/montajla ama hedefleri açısından başarılı bir şekilde tamamladılar.Üçüncü aşamada yani final aşamasında çok net bir şekilde, “bize tabi olacaksın” diyerek iktidar partisi ve devlet aygıtını sözüm ona kansız darbesiz şekilde elde edecek ve işgali sessiz sedası tamamlayacaklardı ki senaryonun filmi burada koptu. Tabii ki 15 Temmuzda A planı tutmayan şebeke, bu defa hard pover denen tank, top, uçak, silah ve kan ile devreye girmeye kalktı. Elbette beli kırılan şebekenin işgal hedefleri için C, D,E…planları var. Allah’ın lütfu, milletin dirayeti ve siyasi liderliğin cesaret ve dik duruşu ile A ve B planları şimdilik püskürtüldü. İş, diğer planların deşifresi ve erken önlemler ile üstesinden gelinmesidir.
 
-Bu arada, her yelpazeden siyaset kurumu içinde olan bazı aktörleri önce yalnızlaştırdılar, sonra itibarsızlaştırdılar, bazılarına şantaj yaptılar, birçoğunun aklını aşan hırslarını, para ve karşı cinse olan zaaflarını, şöhret ve makam tutkularını kullandılar. Böylelikle amaçlarına hizmet eder/rıza gösterir hale getirdiler. Bazılarını bizzat bedenen ortadan kaldırdılar.
 
-İşgal senaryosunu okuyan ve deşifre etmeye azimli bazı aydınları, akademisyenleri aynı taktiklerle devre dışı bıraktılar.
 
-Süreç içinde her kesimde ya kirli kişilerle çalıştılar ya da statü sahiplerini kirleterek amaçları doğrultusunda adeta kullandılar.

-Elbette başından beri aklını, iradesini ipotek altına alarak yetiştirdikleri her pozisyonda adanmış ruhlu! elemanları görevlerini biteviye yapmaya devam ediyorlardı.
 
OLANLARIN İKLİMİ VE ARKA PLANI:
 
Bu raddeye nasıl gelindi sorusunun herkesin gördüğü, ancak anlamlandırmada problemler yaşadığı sürecin iklimine gelirsek:
Evvela en etkili yöntem olan içten kuşatma ve işgal için oluşturulan alt yapıyı iyi analiz etmeliyiz. Bu başlıkta bir kronoloji veya önem sıralaması yapmadan bazı hususları dikkatlere arz çabasında olacağız:
 
A-İnançları Tahrif:
İhanet/işgal şebekesi ve onun gibi yapılar, en baş unsur olan insan unsurunu imanlarından yakalarlar. Onların imanlarını sahih müslümanlıktan koparıp, başlarına dikilen kişinin hezeyanlarını/safsatalarını, akide olarak boşaltılmış beyinlerine yerleştirirler. Nitekim nefsini ilah edinmek suretiyle adeta Allah’a savaş ilan eden kişinin hak ile batılı karıştıran, sureti haktan görünmekle birlikte, şeytanın suflörlüğünde bağlılarının imanını nasıl tehlikeye sürüklemek istediği; salya sümük konuşmalarında, gazete, dergi ve kitap sayfalarında, kaset ve elektronik  mecralarında, televizyon neşiryatı ve güya ışık ev denen karanlık localardaki hezeyanlarında açıkça görülebilir. Burada öyle bir şeytani tezgah oluşturulur ki, ortalama insan bunu anlamakta zorlanır. O tezgah: “hakikatin sadece kendi liderinde, şeyhine, hocasında olması, diğerlerinin dalalet içinde olması; kurtulan kişi ve grubun kendi camiaları olması” büyük yalanıdır.
 
B-İstismar:
Maalesef devlet kurumunu uzun yıllar yöneten jakoben kadronun milletin dini üzerinde uyguladıkları baskı, bu ve benzeri yapıların oluşmasını kolaylaştırmıştır. Kendisini devletin sahibi hatta milletin efendisi gören aymaz yöneticiler bilerek bu yapıların palazlanmasını sağlamışlar,  gaflet içinde olanlar da; sadece kişisel veya zümrevi iktidar (siyasi-iktisadi, sosyal) şehvetlerine mağlup olduklarından işin farkına varmamışlardır. Ancak görüldüğü üzere, ihanet de gaflet de bu haşhaşilerden beter çetenin amacına hizmet etmiştir.
 
C-Ahlak Zaafı-Değerlerin Yozlaşması:
Tarihte de bu gün de, gelecekte de örgütlü din-millet-devlet düşmanları, ancak düşük ahlaklı kişilerin oluşturduğu toplumlarda örgütlenme zemini bulurlar. Ayrıca insanın, kendisini, hayatı ve kainatı izah eden değerler sisteminin ya içini boşaltırlar, ya da hak ile batılı karıştırarak uygun çalışma zemini bulurlar. Görüleceği üzere ülkemizde din, ahlak, devlet, siyaset, mal-servet gibi kavramlar konusunda 72 fırka veya daha fazla anlayış mevcuttur.
 
D-İşbirliği:
Bu ve benzeri ihanet şebekeleri, hem dış dünya ile hem de faaliyet gösterdikleri ülkede şu ya da bu statüde olan başka ihanet odakları ile bazen stratejik bazen de taktik işbirliğine giderler. Burada mesela, ekonomik dükkalıkları, masonik yapıları, istihbarat örgütlerini, kilise ve havraları, papalık ve moon tarikarını, opus dei… ve daha başka bilinen bilinmeyen yapılanmaları zikretmek bir fikir verir sanırım. Ya da şöyle ifade edelim; aslında bu gibi içten kuşatma/işgal şebekeleri aslında küresel ölçekte bir üst akıl tarafından oluşturulur, ya da onlardan bağımsız yerel dinamiklerle oluşan yapılar bu üst akıl tarafından kuşatılır emre amade hale getirilir.
İşte hain ihanet/işgal şebekesi, din-ticaret-ihanet pramidini bu zeminde meydana getirmiştir.
Bu bahis uzatılabilir. Bu kadarla iktifa edelim şimdilik.
 
TEKLİFLER:
 
1- İnsanı Hür Kılmak: Allah insanı muhatap ve mükellef sayarken akil, baliğ ve hür olmasını diler. Öyleyse, iman ve amelde hürriyet esastır. Zaten Allah insan için hak ile batılı apaçık ortaya koymuş, din tamamlanmış ve dinin tebliğcisi ve salih amelin örnek uygulayıcısı, övülmüş ahlakın yegane temsilcisi, nebilerin sonuncusu, resullerin en ekremi Hz. Muhammed aleyhisselam da elçilik ve kulluk görevini tamamlamıştır. Kur’an ve sünnet ortadadır. Akıl insandadır. Tercih insandadır. Ve insan ister inanır ister inanmaz. İman edip Salih amel işleyen karşılığını, kafirler, zalimler, fasıklar ve münafıklar da karşılığını görür.  Hem de zerre miktarı da olsa ve zerrece noksansız olarak karşılığını görür.
 
2- İnsanın doğru bilgiye ulaşmasının önündeki tüm engeller kaldırılmalı, yine doğru bilgiye ulaşmasının tüm imkan ve fırsatları hem de hiçbir ayrım gözetilmeden sunulmalıdır. Zira insanın doğru karar vermesi ancak doğru bilgi ile mümkün olur.
 
3- İnsanlar arası eşitsizlik bariyerleri tamamen kaldırılmalıdır. Bu cümleden olarak, yaratılışta eşit, dinde kardeş olan insanlar arasında yönetici-yönetilen, fakir-zengin, bilen-bilmeyen ayrımı yapan mekanizmalar yok edilmelidir. Yani, firavun’un, karun’un ve belam’ın her devirde var olan mirasçıları hak ile yeksan olmadıkça insana ve özelde müslümana dünyada rahat yoktur.
 
4-Devlet bütün kurumları ile öncelikle paralel ihanet şebekesinden adalet kıstasları ile temizlenmelidir. Sonra hiçbir tabu esaretinde kalmadan yeniden oluşturulmalıdır. Bu yapılırken; mevcut “devlet için millet” anlayışı yerine “millet için devlet” anlayışı anahtar kavram olacaktır. Böylelikle, devletin merkez ve taşra teşkilatları ile, ilgili kurum ve kuruluşları milletin ihtiyaçlarına göre kolaylıkla yeniden oluşturulabilecektir.
 
Bunun için;

a) Başta anayasa olmak üzere tüm mevzuat, yok edilmek istenen milletin yeniden dirilişi ve işgal edilmek istenen vatanın kıyamet sabahına dek muhafazası için ilk adım atılmış olur. Yasama, yürütme ve yargı alanında yeniden yapılanma şarttır.
b) Kamu hizmeti için keyfi, şahsa bağlı inisiyatifler yerine; adalet, emanet, ehliyet, meşveret, maslahat kriterleri temel ve asla vazgeçilmez kriterler olmalıdır.
c) Kamu hizmeti yapacak sivil-asker bürokratların tespit, tayin ve meslekte yükselmeleri için maalesef süregelen, akrabalık/dost-ahbap/akçalı ilişkiler ve şahıslara/zümrelere sadakat ilkesizlikleri yerine, ehliyet ve millete sadakat kriterleri esas alınmalıdır.
d) Bürokratik oligarşi, jürokratik devlet, totaliter yönetim yerine, vatandaşına cinsiyet, din, etnisite, bölge… ayrımı yapmadan hizmet eden devlet ve merkezde büyük krallar, yerelde küçük tiranlar oluşturan sistem yerine, yerel ve merkezi idareyi elinde bulunduran kadroların hizmetkar olduğu anlayışa süratle geçilmelidir.
e) Devlet hem kerim, hem kahredici olmalı ve bu keremi ile kahrediciliğinde adalet kıstasını esas almalıdır.
5-Siyaset Kurumu, devlet aygıtını işletmeye talip, program ve kadroları olan kurumlar haline gelmeli. Siyasi partiler yatay ve dikey örgütlenmelerini son derece açık objektif kriterlere bağlamalıdır. Partiler, yasama ve merkezi- yerel yönetim birimlerine, gerçekten kişilik sahibi, bilgi ve ehliyet sahibi, yüksek ahlaklı bireyleri aday göstererek milletin önüne çıkmalıdır. Siyasetin finansmanı muhakkak şeffaflaşmalıdır. Siyasetin hasımlaştıran, ayrıştıran, ötekileştiren dili yerine; behemehal sadece rekabet eden, mesele vatan ve millet olunca gerisi teferruat diyen bir dil inşa edilmelidir.
4- Güvenlik ve hürriyet kavramlarının zıt olarak algılanması yerine, insanın hürriyetinin ancak güvenlik ikliminde anlamlı olacağı anlayışı yerleşmelidir. İnsanın maddi ve manevi gelişimi ancak güvenli bir ortamda, barış yurdunda ve hürriyet içinde sağlanabilir.
a) Dış tehlikelere karşı yetkin bir savunma için gerekleri yapılmalı, içeride suç işleyenlere karşı etkin, caydırıcı mekanizmalar oluşturulmalıdır.
b) İstihbarat birimleri yabancı istihbarat birimlerinin çiftliği olmaktan derhal çıkartılmalı, hem haber alma, hem karşı istihbarat ve hem de operasyonel vazifeler eksiksiz ve zamanında icra edilmelidir.
c) Başka devlet ve yapılanmaların cirit attığı içerdeki işbirlikçi açık-gizli yapılanmaların derhal üstesinden gelinmelidir.
5- Milletin ekonomik geleceği, enerji ve hammadde kaynakları, su ve gıda güvenliği ile neslin devamına mani olacak biyolojik-kimyasal, biyogenetik risk ve saldırılar milli güvenlik meselesi olarak algılanmalıdır.
6- İnsanımızın din, ahlak ve örfüne, dil ve medeniyet değerlerine yapılan açık-dolaylı saldırılar tespit ve bertaraf edilmelidir. Bu kapsamda yaygın ve örgün öğretim hem müfredat hem de çeşitlilik itibariyle yeniden tanzim edilmelidir. Yine bu kapsamda din eğitimi muhakkak anayasal/yasal güvence içinde ve denetlenebilir halde olmalıdır.
7- Milletin barış içinde bir arada yaşamasının sabote edilmesi için araç olarak kullanılan din, mezhep, dil, siyasi/ideolojik düşünce ve etnik farklılıkların bir arada barış içinde yaşaması için gerekli zemin süratle inşa edilmelidir. Unutulamamalıdır ki “Allah adalet ile emreder”, “zalimden başkasına düşmanlık yoktur” ve “işlerimiz aramızda şura iledir.” Ve asla unutulmamalıdır ki biz sadece Allah’a kulluk eder, O’ndan başka ilah edinmeyiz. Kulluğumuz yalnızca O’nadır. Yardımı da ancak O’ndan dileriz.
8- Merkezi ve yerel tüm devlet birimleri ile iktidar ve muhalefetiyle siyaset kurumu milletin denetimine sahiden açık hale gelmelidir.
9- NATO, AB, BM  gibi küresel yapılarla ilişkiler milletin tarihi, ihtiyaçları, ideali ve bekası gereklilikleri açısından yeniden değerlendirilmelidir. Dış siyasetimiz monşerlerden arındırılmalı, ülkemiz, bölgemiz, İslam coğrafyası ve insanlık için yeni ufuklar açılmalıdır. Yeni işbirliği zeminleri oluşturulmalıdır. Bunun için dini ve etnisitesi ne olursa olsun mazlum milletlerin buradan uzanacak bir eli, buradan çıkacak bir sesi beklediği unutulmamalıdır.
10- Yönetim/paylaşım ve yargısal adalet olmadan insanın/vatandaşın mutlu, mülkün payidar, ülkenin mamur olamayacağı asla gözden ırak tutulmamalıdır.
11- İmanımızı yenilemeli, amelimizi salih hale getirmeli, dünyanın geçici ama emanet olduğu bilinci ile kendimizi ve gençlerimizi, çocuklarımızı yeniden inşa etmeliyiz. İnsanımızı küfür, şirk, nifak, ihanet tuzaklarına karşı dirençli hale getirmeliyiz. Bu kapsamda sahih itikat ve salih amel bilgisini dileyen herkese vermeliyiz.
12- İnsanın doğru haber alma mecralarını güvenli hale getirmeli, toplumu kuşatan zararlı neşriyatı zabturapt altına almalıyız.
13- Allah’ın hukukuna ve kulların hukukuna riayet edecek nesiller için bireysel ahlak sahibi, sistem ahlakını kurmuş ve zülme karşı isyan ahlakını kuşanmış, marufu emreden, münkerden nehyeden öncüler yetiştirmeliyiz.
14- Nihayet hayat bir imtihandır. Yaşadığımız bu krizden ibret alıp, kendimizi hesaba çekmeli, zorluklara karşı kolaylıkların bahşedildiğini bilerek yeni bir ülke, yeni bir dünya inşa edebilmeliyiz. Aksi halde bir bela gider, başkası gelir.
 
Duamız: Allah’ım bize yakin bir iman lutfeyle. Salih ameller nasip eyle. Ahlakımızı güzelleştir. Bize taşıyamayacağımız yükü yükleme. İlmimizi, irfanımzı artır, bize hikmeti öğret. Bize basiret ve feraset lutfeyle. Dostlarımızı artır, zalimleri kahreyle. Kafirlerin, münafıkların, fasıkların şerrinden bizi emin eyle. İçimizdeki beyinsizler yüzünden bizi helak eyleme. Bizi kendinden razı eyle. Sen de bizden razı olduğun halde huzuruna kabul buyur. Amin…
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.